Diyanet Akademisi Başkanı; “Kadınların ceza davalarında şahitlik yapmalarını sakıncalı buluyorum” demişti de kimse ses çıkarmamış, açıktan açığa bu görüş destek de bulmuştu. Kendisi doçent doktor da olan ilahiyatçı hocamız, “kadındır şahitliği geçerli değildir” demek istememiş, tersine “aleyhine şahitlik yaptığı kimseler kadına zarar verebilir, kadını bu saldırıdan korumak için şahitlik yapması sakıncalı” demek istemişti.

Gerekçeye bak!
Bak bak.
Otur düşün.
Kadın gördüğünü, bildiğini, şüphe ettiğini asla söylemesin.
Vurulabilir.

★★★

Diyanet Akademisi Başkanı’nın “şahitlik eden kadını vurabilirler” demesinin üzerinden henüz iki ay bile geçmedi bir kadın; “Kapalı kapılar arkasında Ayşe Ateş cinayeti planlanıyor. Beni de öldürecekler haberiniz olsun. Sayın Cumhurbaşkanım size sesleniyorum. Beni de öldürecekler” diye bağırıyor.

Bağır.
Bağır.
Bağırıyor.

İki çocuğunun babası eşini “vuran belli;” adaleti, devleti, cumhurbaşkanını “vurduranı bulmaya” çağırıyor.

★★★

Sinan Ateş de öldürülmeden önce “beni vuracaklar” diye çevresini uyarmıştı, “kimlerin öldüreceğini de” isim isim söylemişti. Şimdi onun eşi Ayşe Ateş, hemen her gün TV kanalları ile gazeteleri dolaşarak; “Türkiye’deki bütün kadınları şahit olmaya” çağırıyor ve cumhurbaşkanına basın yoluyla seslenerek; “beni de vuracaklar” diye bağırıyor.

Taş oldular.
Sağıra yattılar.
Kim vuracak?
Sormuyorlar.
Kadının şahitliğini şahitlikten saymıyorlar.

★★★

Oysa Ayşe Ateş adlı bu kadın; bütün dünya kadınlarını şahitlik yapmaya çağırıyor ve “Bir kötülük geziyor. Bu kötülük çıplak değil. Üzerinde koyu bir şal, bir kara örtü, siyah bir perde var” demek istiyor. Açıkça; “adaletin polisi ile savcısını da kullanarak iki çocuğumun babası kocamı vuran bu kötülüğü bir koyu şal örtü gizliyor” diyor ve “şimdi bu kötülük beni de vuracak, Cumhurbaşkanım size sesleniyorum” diye bağırıyor.

Kadın bağırıyor.
Kulaklar sağır.

★★★

Bu kadının kocası Sinan Ateş de onlardan biriydi. Onların ocağında büyümüş, yetişmiş, koyu şal, siyah perde, kara örtü arkasına gizlenmiş kötülüğün her çeşidini görmüş olmalıydı. Sinan Ateş ne gördü ve ne yaptı da onu vurdular? Şimdi eşi Ayşe Ateş, ne gördü ki onu vuracaklar?

★★★

Sinan Ateş’i vuranların bindiği çakarlı araçların kime ait oldukları ortaya çıktı. Devletten maaşlı 3 polisin cinayeti işleyene bilgi, konum gönderdiği de ortaya çıktı. Vurana yardım eden, kaçmasına kolaylık sağlayan, saklanmasına ortam hazırlayan da ortaya çıktı. Bu cinayetten ötürü 22 kişi tutuklandı, 17 kişinin dosyası ayrıldı. Toplam 39 kişinin Sinan Ateş cinayeti ile şöyle ya da böyle yardımı, yataklığı, korumalığı olduğu da ortaya çıktı.

★★★

Peki “vurduran” kim?
Vurduran şal altında.

Bu bir siyasi cinayet olduğu için mi “vuranı belli fakat vurduranı gizli kalsın” diye koyu şal, siyah perde, kara örtü çekildi? Bir Kadın; kötülüğün gezmekte olduğuna şahit olmuş; “Beni de eşim gibi öldürecekler Sayın Cumhurbaşkanım...” diye bağırıyor.

Kadınlar şahit olsun.

Kulaklar sağır!

İktidar partisi AKP’nin önde gelen savunucularından ve Cumhurbaşkanı’nın gezilerinde uçağına binen gazetecilerin değişmezlerinden biri olan Ahmet Hakan, köşesinde dün “İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun seçimlerde kendisine destek sunan 45 gazeteciyi özel bir uçak kiralayarak Roma’ya geziye götürmesini” onaylayan bir yazı yazdı ve İmamoğlu’nun gazetecileri uçağa doldurup Roma’ya götürmesini; “Aman çok şükür... Aman ne iyi...” diye yazarak mutlu olduğunu açıkladı. Ahmet Hakan, İmamoğlu’nun uçak kiralayarak içine gazeteci doldurup Roma’ya götürmesi sonucunda bundan böyle “Cumhurbaşkanı’nın uçağına yandaş gazetecileri doldurup ülke ülke gezdirmesinin eleştiri konusu olmaktan” çıkacağını anlattı. Memnuniyeti, “onlar da bize benzedi” demekten geliyor olmalı. İmamoğlu bu uçağı belediye parasıyla mı kiraladı? O uçağa binip Roma’ya giden gazeteciler “uçak parasını ve geceliği 45 bin TL ile 98 bin TL arasında olan Roma’daki otel paralarını” belediye mi ödedi? İmamoğlu, uçağı kaça kiraladı? Götürdüğü 45 gazetecinin otel parası ne kadar tuttu? Paralar belediye bütçesinden ya da belediye iştiraki bir şirketin kasasından mı ödendi? Bu tür belediyeciliğin ve gazeteciliğin Türkiye’ye ne hayrı olur? Mikrop girdiği vücutta yayılır.

QOSHE - Bir Kadın: “Beni de öldürecekler” diye bağırıyor! - Necati Doğru
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir Kadın: “Beni de öldürecekler” diye bağırıyor!

262 54
20.05.2024

Diyanet Akademisi Başkanı; “Kadınların ceza davalarında şahitlik yapmalarını sakıncalı buluyorum” demişti de kimse ses çıkarmamış, açıktan açığa bu görüş destek de bulmuştu. Kendisi doçent doktor da olan ilahiyatçı hocamız, “kadındır şahitliği geçerli değildir” demek istememiş, tersine “aleyhine şahitlik yaptığı kimseler kadına zarar verebilir, kadını bu saldırıdan korumak için şahitlik yapması sakıncalı” demek istemişti.

Gerekçeye bak!
Bak bak.
Otur düşün.
Kadın gördüğünü, bildiğini, şüphe ettiğini asla söylemesin.
Vurulabilir.

★★★

Diyanet Akademisi Başkanı’nın “şahitlik eden kadını vurabilirler” demesinin üzerinden henüz iki ay bile geçmedi bir kadın; “Kapalı kapılar arkasında Ayşe Ateş cinayeti planlanıyor. Beni de öldürecekler haberiniz olsun. Sayın Cumhurbaşkanım size sesleniyorum. Beni de öldürecekler” diye bağırıyor.

Bağır.
Bağır.
Bağırıyor.

İki çocuğunun babası eşini “vuran belli;” adaleti, devleti, cumhurbaşkanını “vurduranı bulmaya” çağırıyor.

★★★

Sinan Ateş de öldürülmeden önce “beni vuracaklar” diye çevresini uyarmıştı, “kimlerin öldüreceğini de” isim isim söylemişti. Şimdi onun eşi Ayşe Ateş, hemen her gün TV kanalları ile gazeteleri dolaşarak; “Türkiye’deki bütün kadınları şahit olmaya” çağırıyor ve cumhurbaşkanına basın yoluyla seslenerek; “beni de vuracaklar” diye bağırıyor.

Taş oldular.
Sağıra........

© Sözcü


Get it on Google Play