menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Özlenen 'kurala dayalı küresel düzen' mi?

17 5
yesterday

30 Aralık tarihli yazıda Amerikan Yüzyılı tasarımı başlığa taşınmış ve Trump yönetiminin emperyalizme uygun düzen kurma arayışı ve saldırgan politikasının geçmişten geldiği vurgulamaya çalışılmıştı. Yeni yılın ilk günlerinde ABD’nin tam anlamıyla korsan bir operasyonla Venezuela devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilio Flores’i kaçırmasına tanık olduk. Trump’ın zaman geçirmeksizin Venezuela’da yönetimi devraldıklarını ve bundan böyle ABD şirketlerinin petrol sektöründe hakimiyet kurarak ihracatı üstleneceğini açıklaması kayıtlara geçti. Konuya ilişkin gelişmeler soL Haber ve TV yayınlarında, dijital haber siteleri, yazılı basın ve bazı TV kanallarında yer aldı ve almayı sürdürüyor.

Trump’ın farklı ülke yönetimlerine birbiri ardına yaptığı tehditler, fütursuzca kullandığı alaycı sokak dili ve argo üst üste konulunca geçmiş küresel düzene özlem duyulduğunu çağrıştıran bir söylemin de gelişmeye başladığı gözleniyor. Bununla birlikte Trump’ın ve belirli ölçüde en yakın çevresinin diplomasi diline ters düşen biçemi, ABD’nin korsanlığı ve ardından gelen açık tehditler bir yönden de ABD emperyalizminin maskesini indirip emperyalist politikayı tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu ölçüde yarar sağlayarak tabloyu netleştiriyor. Öncelikle vurgulanması gerekli husus ABD ekonomisindeki sorunlar ve ülkenin küresel platformda giderek ekonomik gücünü yitirmesi, hegemonik güç konumundaki gerileme mevcut politikanın uygulamaya konulmasına uygun zeminin hazırlanışına katkıda bulunuyor olmasıdır. Bu bağlamda Çin’de dönemsel olarak yenilenen beş yıllık kalkınma planlarına dayalı politikalar ile sanayi, bilim, ileri teknolojide attığı büyük adımlar, uluslararası alanda geliştirdiği barışçıl işbirliği politikası, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü’ndeki konumu, Kuşak-Yol projesiyle etki alanını giderek genişleterek küresel düzeyde bir yatırım ve işbirliği perspektifini belirlemesi, Avrupa’yı projeye ortak etme ufku ve ileri teknolojide üst düzeyi yakalamasına bağlı olarak ABD’nin karşısında ana rakip konumuna gelmesi, ABD yönetimini radikal tavır almaya yönlendirmiştir. Ancak radikal tavır, küresel hegemon olma yolunda karşısına çıkacak, çıkarlarına aykırı olan engelleri yalnızca ekonomik ve ticari yollardan kaldırmayla........

© soL