menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Umut, umutsuzluk…

13 0
yesterday

Çerçeve yasayla karşıdevrimcilerin yeni-Osmanlı kartlarını açması da hızlandı. Bu ortamda Cumhuriyetçi kesimlerde yüzlerin düşmesine şaşmamak gerek. “Kurucu” anayasadan söz edenlerin, başka bir rejimin açılış törenine randevu verdikleri açık.

Geçenlerde çok saygın bir Cumhuriyetçi aydın, bir televizyon kanalında çöküşü ve iddia edilen kuruluşu “anlatıyordu.” Buna göre ülke bölünüyordu, emperyalizm her şeye el koyacaktı; yeni dönemde laiklik de lağvedilecek, yurttaş olmadığımız idam fermanı gibi yüzümüze okunacaktı… Soğukkanlı bir analist olarak anlatıyordu bunları, Cumhuriyetçi arkadaşımız. Umutsuzluğu ve çaresizliği konuşmak çok ağır olmalıydı!

O kapıdan geçtik mi, sorusuna geleceğim. Ama elbette gün gelebilir, öyle koşullar oluşabilir. Yani karşıdevrim toplumsal düzeyde de tamamlanabilir.

Karanlığın sizi kuşattığı öylesi bir durumda devrimci bir kolektifin parçası olup olmamanıza göre ne yapacağınız farklı olacaktır. Şurası kesin; her koşulda ve sözünü ettiğimiz o karanlıkta, olası bütün bedelleri göze alıp mücadeleyi seçmeyen bir kolektif, devrimci sıfatından feragat etmiş demektir. Yani yollardan biri belli...

Diyelim yalnızsınız… En ufak bir ışık görülmeyen tünelin içinde, başkalarına “karanlığın kazandığını” anlatmak çok saçma olmaz mı? Bu konumda ve düşüncede olan aydınlara söylüyorum: Yapabileceğiniz biricik olumlu şey susmaktır!

Peki, gerçekten o noktada mıyız? Uçurumdan düştük mü?

Ne yazık ki, buna bazı “kolektifler” de ikna olmuş görünüyor. Solda kimileri, nasıl olur da bir “yeni-Osmanlı düzeninin solcusu” olabiliriz, diye düşünüyorlar sanki...  

Karanlığın asla mutlak olmayacağı doğrudur. Sınıf mücadelesi, yeni ve geri koşullarda da sürer. Emekçiler varsa, sömürü varsa sosyalizm de olacak. Ancak “yeni-Osmanlı solculuğu”, solun en az bir asırlık dönemi perişan olarak kapattığının kabulü anlamına gelir. Direnmek yerine, karşıdevrim koşullarında ortaya çıkacak mücadele zemininin olanaklarına bakmak acayip bir iştir.  

Bugün solda “sürecin” emperyalizm ve gericiliğin hegemonyasında ilerlediğini söyleye söyleye, lafını “evet”e bağlayanlara rast geliyoruz. Onlar da ekranlara az konuk olmuyorlar... “Aptal değiliz” diyordu bir tanesi; elbette biliyorlardı gerçekte olup bitenleri. Ama yine de bu yoldan devam edilmeliydi… Kürt meselesi çözülmeden başka bir gündeme geçmek bile imkânsızdır diye tekrarladıkları yılların sonunda, çözümün lafına fit oldular. Kılıçdaroğlu CHP’ye ilk başkan olduğunda “İkinci Cumhuriyetin Halk Partisi” yakındır, demiştik. Şimdi bazı sosyalistlere bakıyorum da, Yeni-Osmanlı sosyalizmi hayırlı olsun!

Cumhuriyetin yitirildiğini, karanlığın aşılmaz olduğunu dile getirenler ve bu yeni duruma uyum sağlayıp uygun mücadele yolları arayanlar yanlış yapıyor…

Bu ilk de değil üstelik. AKP’nin........

© soL