We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ali Hikmet İnce Yazdı: Şapkanın sarık ile mücadelesi

9 0 0
28.02.2021

Osmanlı bürokrasisi - zaman zaman - Batı’yı takdir etse de Batılılaşmaya hep mesafeli durdu. Avrupa’dan yenilikleri getirmeye yeltenen hükümdar(lar) ya cezalandırıldı ya da hayatını yitirdi. Ulema ve ordu da diğer önemli muhaliflerdi.

Genç Cumhuriyet de kurulurken - aynı zamanda! - hem işgal güçleriyle ve hem de yeni yönetime karşı duranlarla kapışacaktı.

******

İskilipli Atıf, taraftarlarının ifadesiyle ‘İskilipli Atıf Hoca’, şapka aleyhine yazdığı kitaptan ötürü mü, yoksa başından beri Milli Mücadele’ye karşı yürüttüğü sert muhalefeti yüzünden mi yargılandı?

Atıf Hoca, kimdi, ne yapardı, kimlerin yanında/yöresindeydi? Yandaşlarının iddia ettiği gibi ‘sarığı şapkaya tercih etmesi neticesinde’ mi cezalandırıldı. Masum muydu, suçlu muydu? Cumhuriyet’e, yeni devletin kurucularına bakışı nasıldı? Muhalif miydi, muvâfık mıydı? Kuvâ-yi Milliye’yi destekledi mi, köstekledi mi? Din-i İslâm uğruna mı canını yitirdi? Şehit sayılabilir miydi? Türbesinin yapılma sebebi neydi?

İskilipli Atıf, 1875’de, Çorum’un Bayat ilçesi’nin Toyhane Köyü’nde dünyaya geldi. Doğum yeri çeşitli kaynaklarda ‘Toyana’, ‘Tophane’ diye de geçti. Baba tarafından Akkoyunlu Aşireti’nin İmamoğulları Ailesi’ndendi. Atasının adı: Hasan Kethüdaoğlu Mehmed Ali Ağa idi. Annesi, Nazlı Hanım, Mekke’den göçmüş Arap asıllı Osmanlı vatandaşıydı: ‘Ben-î Hattab Aşireti’ne mensuptu.

Mehmet Atıf, altı aylıkken babasını yitirdi. Dedesi Hasan Kethüda tarafından büyütüldü/yetiştirildi. Aile, 1875’de İskilip’e taşındı. Genç Atıf, burada eğitimine 2 yıl devam etti. 1893’de, büyükbabasının da desteği ile İstanbul’a geldi. 1902’ye kadar medrese eğitimini sürdürdü. 2 yıl sonra, 1904’de, Safranbolu’dan İstanbul’a göçmüş Fatma Zahide Hanım ile hayatını birleştirdi. Evliliklerinden Ayşe Melahat adlı kız çocuğu dünyaya geldi.

MEHMET ATIF, GİRDİĞİ TOPLULUKLARDA FARK EDİLMEYİ SEVERDİ

Mehmet Atıf, sinirli, öz güveni hayli yüksek, örgütçü, yanlış bulduğunu hemen eleştiren, daima tenkidi baktığına inanan ve sözünü esirgemeyen yapıdaydı. ‘Düzene çeki düzen vermek’ konusunda hazırlıklıydı. Hatalı/eksik gördüklerini hemen gündeme getirir, fikirlerini beyan etmekten hoşlanırdı. ‘Yıllarını verip icazet aldığı medreseyle ilgili dikkat çekici düşünceleri, saptamaları olduğunu farz ederdi.’ Kurumun ve kadroların ıslaha muhtaçlığını ileri sürdüğü raporu ile dikkatleri üzerine topladı. ‘Maşihat-ı İslamiyye Dairesi'ne verdiği ileti sert dili, sivri/iğneleyici tenkitleri, revizyon/yenilenme önerileri ile tepki çekti. Yandaşı bazı yazarlara göre, ‘kuruma konuşlanmış bazı kişilerin menfaatlerine dokundu.’ Şeyhülislamlık’a şikâyet edildi. Ardından da Şeyhülislam Mehmet Cemalettin Efendi tarafından görev yeri değiştirildi: Bodrum’a sürüldü. ‘Cami imamlığı yapacak, bir yandan da halkı irşat edecekti.’ Ama rahat durmadı, bazı suçlamalara muhatap oldu. İddiaya göre, ‘izin almadan para toplamıştı!’ ‘Aslında muhalif tavrı ve düşüncelerini açıklamaktan çekinmemesi cezalandırılması için yeterli sebepti!’ - Her fırsatta Jön Türk Hareketi’ni yerden yere vururdu. İttihat ve Terakki’nin amansız karşıtıydı. Hilafete, Padişaha, Hanedana, Sünni İslam öğretilerine ve geleneksel kurumlarına bağlılığını tekrarladı. - İstanbul’da yayınlanan dergilere yazı göndermekten geri durmadı. Her şart altında fikirlerini açıklamayı sürdürdü. Cezalandırma ihtimaline karşı kendince tedbir geliştirdi. ‘Rivayete/yakıştırmaya göre, medreseden arkadaşı Kırımlı İbrahim Efendi’nin pasaportunu kullandı. Kırım’a firar etti.’

23 Temmuz 1908’de, 2. Meşrutiyet’in ilanı üzerine Payitaht’a döndü. Görevine iade edildi. Bıraktığı yerden yazılarına/söylemlerine devam etti. ‘Beyanül'l Hak’ ve ‘Sebilürreşad’ dergilerinde kalem oynattı. Seçimleri kazanan İttihat ve Terakki Partisi’ne iflah olmaz muhalifti, yıldızı hiç barışmadı. ‘Yine sivri dilinin cezasını çekecekti.’ 31 Mart Olayı’ndan önce neşredilen yazısından ötürü takibata uğradı ve tutuklandı. Olayın tahrikçileri arasında sayıldı. Mahkeme sonucunda suçsuz bulundu, tahliye edildi. Ama cezalandırıldı: ‘Devletteki görevine hemen döndürülmedi, kızakta bekletildi.’

ŞEYHÜLİSLAM MUSTAFA SABRİ EFENDİ’NİN SAMİMİ TAKİPÇİSİYDİ

13 Haziran 1913’de, Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa, makam otomobilinde suikasta uğradı. Aldığı kurşunlar neticesinde hayatını yitirdi. Hükümet, cenazeyi defnettikten sonra geniş tutuklama operasyonuna girişti. Olayda fikri ve zikri eylemleri görülenler/belirlenenler gözetim altına alındı. Divan-ı Harp’te yargılamalar başladı. İskilipli Mehmet Atıf da - olayda rolü/etkisi belirlendiği iddiasıyla! - sanıklar arasındaydı. 5,5 yıl sürgün cezasına çarptırıldı. Önce Sinop’a gönderildi. ‘Cemaate vaaz vermesi, talebelere derse girmesi yasaklandı.’ Sürgün yerinde rahat durmadığı anlaşıldı. Çorum’un Sungurlu ilçesine, sonra da Boğazlayan’a gitmeye zorlandı. ‘Nefiy uygulaması 1,5 yıl sürdü.’ Ebul'ula Mardin’in kayıtlarına bakılırsa, ‘bigünah’tı. ‘Suçsuzluğunun anlaşılması üzerine İstanbul’a dönüşüne izin verildi.’ Fakat görevine iade edilmedi. ‘Muhalifin iyisi göz önünde tutulandı!’

İstanbul’daki müderrislerle sıkı ilişkiler içindeydi. Mustafa Sabri Efendi’nin ‘samimi, güvenilir dostu/sırdaşı’ idi. ‘Söylediklerini çoğu zaman emir telakki ederdi, karşı durmazdı.’ Onun sayesinde Veliaht Vahdettin Efendi ile tanıştı. ‘Dost halkasına, yakın arkadaş grubuna girdi. - Danışmanlığını yaptığı da iddia edildi! -’

İttihat ve Terakki Partisi’ne muhalefetini sürdürdü. Yöneticilerini Padişah, Hilafet ve Din düşmanı/karşıtı şeklinde değerlendirmeyi sürdürdü. Nitelemesine göre, ‘bu kadro, Osmanlı’nın çöküşünü/yıkılışını getirmişti.’ Siyasi gelişmeleri yorumlayan/eleştirilen yazılarına devam etti. 2 kitabı: ‘Şeriat Medeniyeti’, ‘Mir’at'ul İslam’ yayınlandı. Kendisini bildiğinden beri, ‘Sünni İslam Öğretisi’ni savuna geldi. ‘Saltanatçı, hilafetçiydi.’ ‘İlmi seviyesi konusunda yazdığı kitaplar belli fikir verebilirdi!’ Dönem âlimlerine göre, ‘Ulema’dan sayılma(z)dı!’ ‘Fatih ve civarında tanın(ır)dı.’

CEMİYET-İ MÜDERRİSİN'İN KURUCULARI ARASINDAYDI

İttihatçı liderlerin - Alman Gizli Servisi’nin yardımı ve sağladığı vasıtalarla! - yurt dışına çıkmasından sonra, Mehmet Atıf eski görevine iade edildi. Fatih Camii’nde - ‘dersiâm’ unvanıyla/kadrosuyla! - Arapça, fıkıh ve tefsir derslerine girdi.

Müderris Mehmet Atıf, örgütlenmeye de hızla döndü. 15 Şubat 1919’da, ‘Cemiyet-i Müderrisin'in - ‘Medrese Öğretmenleri Derneği!’ - kurucuları arasındaydı. ‘Mustafa Sabri Efendi de çekirdek kadrodaydı. Başkanlığa getirilecekti. İkinci reis de Atıf Hoca olacaktı.’

Dernek adını, İstanbul’un ve Anadolu’nun İtilaf Devletleri’nce işgali üzerine ‘Teal-i İslam Cemiyeti’ - ‘İslâmı Yüceltme/Yükseltme Derneği!’ - olarak değiştirdi. Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın fikirlerini desteklemeyi sürdürdü. Hatta aynı vücudun uzvu gibi hareket etti. ‘Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ni İttihat ve Terakki Partisi’nin devamı........

© SiyasetCafe


Get it on Google Play