menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek

9 5
22.01.2026

Kore Savaşı zamanında ABD Başkanı Harry S. Truman’ın, savaşın başarılı komutanı General MacArthur’u görevden alması bütün ülkeyi sarsmıştı.

MacArthur, savaşın tam kendi lehlerine döndüğü ve belki bütün Kore’nin alınabileceği bir zamanda barış yapılması kararına karşı çıkmış ve başkanı açıkça eleştirmişti. Ona göre Başkan, Beyaz Saray’dan bakınca alandaki gerçeği görmüyordu.

Oysa başkan oturduğu yerden sadece Kore’yi değil tüm “küreyi” görüyordu ve savaşın uzamasının Sovyetler Birliği’nin müdahil olmasına sebebiyet vermesini istemiyordu.

Türkiye’de de yeni barış süreci, ufku “alandaki gerçekler”le sınırlı olan her cenahın dar görüşlüleri tarafından yanlış yorumlanıyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısından memnun olmayan bazı milliyetçi çevreler, PKK askeri olarak yenilmişken böyle bir çağrıyı anlamakta güçlük çekiyorlar. Bu konuda onlarla en benzer şekilde düşünenler ise öteki cenahın dar görüşlü milliyetçileri. Onlar da Suriye’deki “kazanımlara” rağmen PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısını anlamakta güçlük çekiyorlar. SDG, Suriye Ordusu tarafından Halep’in iki mahallesinden ve bazı şehirlerden çıkarılırken Öcalan’ın Kandil’e süreci bozmaması yönünde uyarıda bulunmasını da anlayamıyorlar.

Oysa anlamak mümkün. Bunun için pencereyi Türkiye’nin “terörden temizlenmesinden” veya Halep’in iki mahallesindeki “kazanımlardan” fazlasını görecek şekilde genişletmek, meseleye daha yukarıdan bir yerden bakmak gerekiyor.

Çok faktörlü bir denklem bu. Sadece Türkiye’ye değil bölge ülkelerine ve “küreye” de bakmak, tüm faktörleri hesaba katan bir yoldan gitmek gerekiyor ve çözüm de bütünün bilgisinden geçiyor.

Görünen o ki Bahçeli de Öcalan da tabanlarındaki pek çoklarının hayati önem atfettiği kazanımlarla ilgilenmiyor. En azından coşkuya kapılmıyorlar. Dünya görüşlerini değiştirdiklerini veya temel duyarlılıklarının yok olduğunu düşünmek için bir sebep yok elbette. Muhtemelen yine aynı şekilde, Türklüğe ve Kürtlüğe dair aynı duyarlılıklarını sürdürürken ve hayata farklı pencerelerden bakmaya devam ederken, tarihin bu anında Türklerle Kürtlerin çıkarlarının çelişmediği bir perspektifte ortaklaşmış görünüyorlar.

Onları bir noktada buluşturan saikler, sebepler ne olursa olsun, ortaya çıkan irade ve onun yöneldiği amaç önemli. Bu irade çözüm için ortaklaşmayı ifade ediyor ve bu yönüyle hayırlı bir gelişme.

Liderler düzeyinde belirginleşen bu perspektif ortaklaşması, bir dizi faktörün, iç ve dış sebeplerin zaman içinde somutlaşmasının ürünü olarak değerlendirilebilir.

İçeride sorunu çözebilmenin temel gerekleri bakımından daha iyi durumdayız, dışarıdan da dünyanın daha güvensiz hale gelmesiyle ABD ve İsrail üzerinden yönelen tehlike de sorunları çözmeye zorluyor.

Çözüm Sürecinin en önemli öğretici yanı, Kürt meselesinde çözümün yolunu açıp, adını koyarak en hayal edilemez muhataplarla konuşup, çözüm için cesur adımlar atmanın zannedildiği gibi ülkeyi bölünmeye götürmediğini ve normalleşmeye hizmet ettiğini göstermesi oldu. O zaman buna itiraz eden MHP lideri dahil çeşitli şekillerde hepimiz için öğretici oldu o tecrübe.

Üstelik Çözüm Süreci sabote edildiğinde dahi geçerliydi bu öğreticilik. Hendek cinneti zamanında şehrin bir yerinden silah sesleri gelirken diğer yerlerinde hayatın olağan akışı içinde sürmesinde, bu öğreticiliğin ciddi bir payı vardı.

Devlet Bahçeli’nin tarihi çağrısını da bu bağlamda anlamak mümkün olabilir. Devlet aklı değiştiği için mi Devlet Bahçeli değişti? Yoksa devlet aklı Devlet Bahçeli ve onun gibi düşünmeye başlayanlarla mı değişti, tartışılabilir. Sonuçta, geldiğimiz aşamada Kürtlerin haklarının iadesi konusunda eski bariyerlerin çoğu artık yok.

Dış dinamikler ve bölgesel gelişmelerin tehdit edici niteliği de uzlaşmaya zorluyor. Suriye Milli Ordusu ile SDG arasında çatışma yaşanırken gündemdeki konulardan biri de ABD ve İsrail’in müdahale edip etmeyecekleriydi. Sonuca göre birileri sevinirken birileri üzülecekti. Öyle de oldu.

Oysa onlar kimi desteklerse desteklesinler kazanan kendileri oluyor. Sorunlar çözülmüyor, etnik, dini veya mezhepsel kin büyüyor. “Ortadoğu” onlar açısından bir güvensizlik ve ayrışma temelinde “yönetilebilir” hale geliyor. Onlarla yola çıkmak ulus devletler için de onlara muhalif örgütler için de çıkar yol değil. Anında ikisini birden harcayabiliyorlar.

Bazıları görmemekte dirense ve onlar üzerinden yeniden ve yeniden şansını denese de bugün bunu daha fazla kişi görüyor. Çok önemli olarak birbirine benzemeyen iki zıt simge isim olan Bahçeli ve Öcalan da görüyor. Söylemlerine bakılacak olursa her iki lider de ABD ve İsrail’in bölge için ifade ettiği açık ve net tehlikeye karşı yan yana durmayı tercih ediyor.

Şimdilerde özellikle sosyal medyada gerçek veya hayali çok sayıda hesap Kürtler adına bu yeni süreci itibarsızlaştırmaya çalışıyor. “ABD’nin veya İsrail’in niyetleri ne olursa olsun, onlar sayesinde edineceğimiz........

© Serbestiyet