menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sana yazılmış şiirler

16 0
10.11.2025

Serbestiyet, hangi deyimi tercih edeceksek, yaşını başını almış, veteran yahut benim gibi doğrudan yaşlı yazarlara zaman zaman hatırâlarından bahsetme imkânı sunuyor-bu bayağı bir lüks. Memleketin ve dünyanın içinden geçtiği bütün bu felâketler düşünülülürse üstelik. Hayatta kendisinden hiçbir şeyin kaçırılmasına izin vermeyen ve zaten buna tahammül de edemeyen eski kuşak münekkidler, bir eserle dönemi arasında objektif bir karşılık bulamadıklarında, kaşlarını kaldırarak, “kaçış edebiyatına yönelmiştir” yargısına varırlardı. Görev ahlâkından ve sorumluluk duygusundan özgürleşmiş insanın içine düştüğü bataklıkta inşa ettiği görkemin faydasızlığını vurgulayarak. Dolayısıyla bu türden bir suçlamayı baştan görüyor ve sessizce kabulleniyorum. Diğer bir husus, bu yazıdaki açık “nepotist” boyutla ilgili. Fakat son yıllarda neredeyse üçbeş kişilik ganglerin birbirlerini övgülere boğmasının kurumsallaşması, neredeyse tabii bir eleştiri vasatı hâline gelmesi çok da garipsenecek bir şey yapmadığıma iknâ edebilir kibirli okuyucuyu. Kibir kalsa da, dikkat devam edebilir, bir ihtimal, belki.

80’lerin başında bir grup üniversite öğrencisi, Sakarya Caddesi’nin dibinde polülasyonu işsiz güçsüz ve dönemin Anayasa tartışmalarında kendilerinden sık sık bahsedilen serserilerden ibaret, ürik asit kokusu, kötü çay ve rahatlatıcı bir kayıdsızlığın hâkim olduğu bir kıraathanede oturur, bol bol edebiyattan ve ülkenin problemlerinden bahsederken, laf dönüp dolaşır bir dergi çıkarma hayâline bağlanır ve bu hayâlin verdiği saadetle dağılırdık. Sonraları Ankara’daki herkesin kendisine geçmiş yazdığı Sakarya Çay Ocağı’nı (burada tarihe de not düşmüş oluyoruz) böyle bulduk. Sanırım Selahattin Oral’di (hikâyecimiz), “yahu buradan çıkalım, şu yukarda açık bir çay ocağı var, zaten soğukta oturuyoruz, bir şey kaybetmiş olmayız” ısrarıyla grubu orada konumlanmanmaya ikna eden. Hatırladığım kadarıyla, Sakarya Çay Ocağı’nı mekân tutan ilk grup, bir müddet sonra Ütopya dergisini çıkarmayı “başaracak” bizim gruptu. Başarmak doğru kelime. 12 Eylül rejimiydi. Dergi çıkarmak için gerekli bürokrasi gözümüzü korkutuyordu ama sonuçta Emniyet Genel Müdürlüğü’nden talebimizin onaylandığına dair bir yazı geldi. Şimdi Almanya’da yaşayan ve derginin mesul’ul müdürlüğüne “atadığımız” Çetin Zeren resmi yazıyı Sakarya’ya getirdiğinde çocuklar gibi sevindik.

Erdoğan Çakır, o Ütopya dergisinin esas şairiydi. Bizim şairimizdi. Gazi’de edebiyat okuyordu ve üflenirse düşecek kadar zayıf, marazlı bir Dostoyevski kahramanı görünümüyle başka bir şey olacak gibi de durmuyordu. Sonra araya yıllar, başka şeyler, iş güç, çoluk çocuk, öğretmenlik, uzaklar, Samsun vs. girdi. Neredeyse birbirlerine yapışık yaşadığı S’si büyük Semrayla evlendi. Görüşmesek de dostluk bakiydi. Burada artık hatırâ kısmını atlıyorum; çünkü uzun uzun anlatmam gereken, yaştan dolayı kısmen hatırlamakta güçlük de çekeceğim bir yığın şey var. Belki sonra, belki başka bir zaman.

Sana Yazılmış Şiirler* Erdoğan Çakır’ın inanması güç ama ilk şiir kitabı. Ütopya’dan sonra başka bir yerde şiir yayınlamadı sanırım. 40 yıldan 26 şiir. Şairimiz, vel’ut sayılmaz. Ama elimizde olanla yetinmek zorundayız.

Tekrar aynı ifadeyi kullanmak gerekirse, 80’lerin başında bizim buralarda şiir yazıp da İsmet Özel’den etkilenmemiş olmak yedi ölümcül günahın sekizincisiydi. Evvela İsmet Özel, hem şiiriyle hem düşünsel tutumuyla moderndi. Bu uzun müddet Özel’i benzerlerinden ayıran bir nitelik olarak devam edecek bir özellikti. İslâmcılığın yahut muhafazakârlığın içinden Mavera, Türk Edebiyatı yahut Hisar dergisiyle beslenerek büyümenin bir sınırı vardı. 12 Eylül bu sınırı kesinleştirdi. Fakat bunun sadece bize ait bir özellik olduğunu düşünmemek gerekir. Edebiyat Dostları dergisinin, Halkın Dostları’yla ilgili özel sayısında gözüktüğü kadarıyla, bizden önceki ve öteki taraftaki kuşakta da bariz bir “etkilenme endişesi” baskındı. Üstelik, hasıla sular durulduktan sonra çıkarılmasına rağmen. İsmet Özel etkisinin kaçınılmazlığı,........

© Serbestiyet