menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yüzyılın direnişi

10 2
04.10.2025

Bir yolunu bulabilirsek eğer
Hayatı seviyoruz
Ve iki şehidin ortasında dans ediyoruz
Bir minare dikiyoruz aralarına menekşeler için
Ya da hurma ağacı

Bu dizeler, Filistin halkının büyük şairi Mahmud Derviş’e ait. Derviş, katliamcı bir rejime karşı on yıllardır “ölümüne” direniş sergileyen halkının yaşama olan bağlılığını, nesilden nesle geçen özgür bir ülkede yaşama hayalini ve iradesini böyle ifade ediyor. İki yıldır binlerce ton bombanın atıldığı, iki milyondan fazla insanın abluka altında kıtlıkla boğuştuğu, bebeklerin açlıktan hayatını kaybettiği, kemikleri sayılan küçük bedenlerin fotoğraflarının geldiği Gazze’de, nadir de olsa, insanların yaylım ateşi altında muhtemelen şans eseri hayatta kaldıkları yardım noktalarından ulaştıkları sınırlı gıdayla, yıkıntılar arasında -belki son öğünleri olan- mütevazı sofraların fotoğraflarını sosyal medyada paylaşması da dünyaya bu mesajı veriyor: Bir yolunu bulabilirsek eğer, hayatı seviyoruz.

Filistin’de sömürgecilik, ırkçılık, etnik temizlik ve Siyonist işgal ile Filistin halkının özgürlüğe ısrarlı tutkusu arasındaki karşıtlığın uzun bir geçmişi var.

Siyonizm’in henüz kurucu metinlerinde, müstakbel İsrail “devleti”nin barbar saldırılara karşı Batı’nın “duvar”ı olarak işlev göreceği belirtilmiş, emperyalizmin himayesine karşılık bu “devlet”in emperyalizmin bir aparatı olacağı öngörülmüştü. Ve tarih öyle de aktı.

1917’de, dönemin Britanya Dışişleri Bakanı Arthur Balfour, Britanya hükümeti adına Siyonist Federasyon’a iletilmek üzere yazdığı deklarasyonda, Siyonistlerin Filistin’de bir devlet kurması için ellerinden gelen kolaylıkları sağlamayı taahhüt etmişti. Ve o günlerde tohumları atılan Siyonist devlet projesi, 800 bin Filistinlinin yerinden edilip Filistin toprağının yarıdan fazlasının işgal edilmesiyle 1948’de ilan edildi. Bu işgal rejimi, emperyalizmin bölgedeki çıkarlarını korumak ve hegemonyasını genişletmek için bugüne kadar geldi.

Balfour’dan yaklaşık bir asır sonra, bu kez ABD’nin girişimiyle bölgedeki kimi Arap monarşileriyle (Fas, Sudan, BAE, Suudi Arabistan) İsrail arasında “normalleşme” anlaşmaları imzalanarak İsrail “devlet”ine bölgede meşruiyet kazandırılmaya çalışılmış, ABD, işgal altındaki Kudüs’ü işgal devletinin başkenti olarak tanımış, aynı günlerde “yüzyılın anlaşması” adıyla da Batı Şeria’nın ilhak edildiği ve Gazze’nin para karşılığında satın alınarak Gazzelilerin sürüldüğü bir plan ortaya sürülmüştü. Filistin toprağındaki bu uzun yüzyılda her biri döneminin en büyük emperyalist gücü olan iki devlet, Siyonizm’i büyütmeye ve tahkim etmeye odaklanmıştı.

Siyonizm, Filistin’de bir devlet kurma hedefine meşruiyet kazandırmak için, Filistin’de bir “halk” olmadığını, kendi halkının da “yurtsuz” olduğu öne sürmüş; daha vahimi, “seküler” bir hareket olarak tarif edilmesine rağmen, Tanrı’nın üç bin yıl kadar önce Filistin ve çevresindeki coğrafyayı kendilerine vadettiği şeklinde “teolojik” argümanlara sarılmıştı. Oysa bu uzun yüzyılın gösterdiği gibi; Filistin toprakları Siyonizm’e Tanrı tarafından değil emperyalizm tarafından vadediliyordu.

Ve Siyonizm, Britanya’nın kanatları altında yerleştiği Filistin toprağında, ilk günden itibaren sistematik biçimde şiddet uygulayarak, yerli halkın bir........

© sendika.org