Hayvanlara uygulanan şiddet üzerine
Biliyoruz ki, hayvan haklarının yasal biçimde varlığı ne yazık ki hayvanları haklı kılmaya yetmiyor, hayvanların hakları sahipleri üzerinden tanımlanıyor. Yani hayvanın hakkı olabilmesi için önce sahibinin olması gerekiyor. Peki sahibi olmayan hayvanlar? Onların hakları malesef bulunmuyor! Hayvanların haklarını arayacağı kamusal alan yokluğu hayvan karşıtı yasalaşmaya alan açıyor. Bu süreç beraberinde hayvanların şiddet görmelerinin makul sayılmasını sağlıyor. Örneğin; “Köpek önüme çıktı ben de vurdum” ya da “Bana saldıracağını düşünüp öldürdüm” türünden gerçek dışı suçlamalar ve çarpıtmalar çok kolay üretilebiliyor. Asıl önemli olan da sessiz çoğunluğun sessizce bu yalanları dinlemesi.
Kullanılan dil şiddetin en önemli üretim yerlerinden bir tanesi. Hayvanların dilsel saldırı öğesi haline getirilmesi onlara uygulanan şiddetin adeta belgesi. İnsanın insana hayvanlar üzerinden gerçekleştirdiği dilsel saldırılar hayvan gibi insan, öküz gibi görünüyor vb.) sadece insana yönelmez, hayvanlarıda ötekileştirip aşağılamak ve yok saymak üzerine kurulur. Şu soruyu soralım; köpek gibi insan diyen birisi hakaret suçlaması ile karşı karşıya kalırken suçlamanın orjininde bulunan köpekten niye özür dilenmez? Şiddetin temel taşlarından birisi olan bu dilin erkek egemen bir dil olduğu konusunda sanırım hepimiz hemfikiriz.
Şiddetin meşrulaştırılarak kabul görmesinin ve hatta devam ettirilmesinin en önemli alanları barınaklar, deney merkezleri, hayvanat........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin