menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplumsal afet hareketi kurmak için yaşamı savunmaya

12 0
08.03.2026

Felaketler çağında rant ve kâr odaklı acımasız bir düzenin karşısında yaşamaya çalışıyoruz…

Bizlere doğal afet olarak kabul ettirilmek istenen depremler, yangınlar, seller, savaşlar… Bunların hepsi birer afet ama sonuçları itibariyle ortaya çıkan tablo hiç doğal değil. Tamamen sınıfsal!

Deprem toplanma alanlarının amacı dışında kullanımı, deprem vergilerinin amacına uygun harcanmaması, ‘Kanal İstanbul’ gibi mega rant projeleri ve politikaları ile kentin yağmalanması, bizlere dayatılan güvencesizlikle afete dayanıksız ve sağlıksız konutlarda yaşayarak yaşam mücadelesi veriyoruz. Bu durum yaşanan bir afetin biz yoksullar için felaket ile sonuçlanmasına neden oluyor.

Ortada sınıfsal eşitsizlikten doğan ölümcül bir durum var!

Sorun sadece afetlerin şiddeti mi?

Sorun rant ve yağma politikaları düsturuyla hareket eden bir iktidarın oluşturduğu merkezi, bürokratik afet yönetiminin çöküşü. Her büyük yıkımın ardından hep birlikte şahit olduk; iletişim, koordinasyon, planlama yok! Hep birlikte şu soruyu sorduk:

10 binleri yitirdiğimiz afetlerde yaşadığımız gibi hazırlıklık sadece devlete bırakılamaz çünkü afetlere hazırlık toplumsal bir meseledir ve kamusal sorumluluk gerektirir. Bu nedenle yerelden genele örgütlü bir hazırlık şarttır.

Öylece başımıza gelecek olan felaketlere bakarak ‘kader’ mi diyeceğiz? Yoksa düzenin çürümüşlüğü sonucundan doğan yıkımın içinden yeni toplumsal, kamusal bir yaşam inşa etmek üzere harekete geçip ilk iş olarak afetlere mi hazırlanacağız?

Biz ikinci yolu seçiyoruz.

Yaşamı toplam bir biçimde savunacak, halkın içerisinde ki dayanışma kapasitesinin örgütleyecek, halkın afetlere hazırlanmasını sağlayacak bir örgütlenme elbette mümkün.

Hatta bu örgütlenmeyi enerji işçilerinin, inşaat işçilerinin, yazılımcıların, sağlıkçıların tüm işçi sınıfının kolektif emeğiyle gerçekleştirmek de mümkün.

Yaşamı savunmak hayatın her alanında örgütlü bir hat kurmayı gerektirir.

Afetlere hazırlanmak halkın hakkıdır

Toplumsal afet hazırlığının olamazsa olmazı mahallelerdir.

Apartmanlardan sokağa, sokaktan mahalleye yayılan ekipler, halkın afetlere hazılığını sağlayacak olanaklara da sahiptir.

İlk yardım bilen, arama-kurtarma eğitimi almış, yangına nasıl müdahale edeceğini bilen, iletişim ağları kurmuş, mahallesinin verisine hakim ekipler bahsettiğimiz savunma hattının en kritik yerinde duruyor çünkü olası bir afet durumunda sana elini ilk uzatacak kişi, ilk dayanışmayı gösterecek, ilk müdahaleyi yapacak olan en yakınındaki komşun olacaktır. Bu sebeple komşularımızla birlikte yaşadığımız mahallenin afet planını oluşturmak atılabilecek en somut adımlardan biridir.

Aynı durum işyerlerimiz, sendikalarımız için de geçerlidir. Yaşam alanlarımızı afete hazırlamak, alınabilecek önlemleri almak ve işçi sağlığı ve işçi güvenliğini hayata geçirmek ciddiyetle ele alınması gereken bir süreç olarak yürütülmelidir.

Afetlere hazırlamak toplumsal dönüşümü sağlar

Her felaketin ardından gördük orta da “devlet” yok ancak koca bir halk dayanışması var. Gönüllü dayanışmalar, gönüllü işçi ekipleri, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, ekoloji örgütleri afet alanında kimi zaman enkaz başındaydı, kimi zaman da orman yangında.

“Kaderimiz” birdir diyenlerin, enkazlarda ölmek, ölüme terk edilmek kader değildir” diyenlerin ortak emekle yaşamı nasıl yeniden kurmaya çalıştıklarını gördük.

6 Şubat depremleri ve sonrasında gelişen bu önemli deneyim halkın içindeki potansiyeli tekrar tekrar açığa çıkarttı. Artık bu potansiyelin planlı ve dinamik bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.

Bu açıdan toplumsal afet hareketi önerisi, afetlere müdahale kapasitesini artırmayı, yerel dayanışma ağlarını güçlendirmeyi, kamusal sorumluluğu örgütlemeyi ve yaşam alanlarımızda söz, yetki, karar sahibi olmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım aynı zamanda kent politikalarına, güvenli konut hakkına ve ekolojik dengeye ilişkin daha bütünlüklü bir perspektifle düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo yaşam savunusunun kendisidir.

Halkı yalnız, çaresiz ve savunmasız bırakmadık, bırakmayacağız 

Bizi ölüme terk eden, her felaketten rant devşiren kapitalist düzene dur diyoruz!

Patronların kar hırsına, yağma talan politikalarına karşı çıkmak, kapitalizme bir tek can dahi vermemek için tüm canlı yaşamını savunmak adına hazırlık yapıyoruz.

Afet süreçlerinde el ele verip dayanışmayı büyütenler birbirine çare olanlar yarının toplumunun inşacılarıdır. Bu doğal bir süreçtir ancak kendiliğinden gelişime bırakılamayacak kadar da iradi bir süreçtir.

Yaşam bizim, karar bizim!

Bizler Yaşam Savunucuları Arama Kurtarma Derneği olarak, toplumsal afet hareketini örgütlemeye adayız. Halka ölümü reva gören felaketler düzenine can vermemek için, yaşam bizim, can bizim, karar bizim diyoruz!

Potansiyel gücümüzün farkındayız. Bu gücü örgütlü bir hale getirmek için herkesin bulunduğu yerde örgütlenmesi, mahallelerinde ve işyerlerinde bu süreci başlatması bu konuda atılacak ilk adımdır…

Haydi hep birlikte yaşamı savunmaya!


© sendika.org