Fidel Castro´yu öldürmek için ne gerekiyordu?
Bir tüfek mi? Bir bomba mı? Zehirli bir puro mu? Patlayıcı bir deniz kabuğu mu? Yoksa Amerikan istihbaratıyla Amerikan mafyasını aynı masaya oturtmak mı?
Soğuk Savaş tarihinin en tuhaf dosyalarından birini açtığınızda karşınıza bunların neredeyse tamamı çıkıyor.
Üstelik bu hikâyenin en çarpıcı tarafı, yıllarca anlatılan şehir efsaneleri değil. Tersine, bugün Amerikan Senatosu’nun soruşturmaları ve gizliliği kaldırılmış belgeler sayesinde bildiğimiz gerçekler.
Çünkü CIA gerçekten Castro’yu ortadan kaldırmanın yollarını aradı. Ve bir noktada bunun için mafyanın kapısını çaldı.
1959 Küba Devrimi yalnızca Fulgencio Batista’yı devirmedi. Havana’daki bir ekonomik düzeni de yerle bir etti. Batista döneminde Küba, özellikle Amerikalı turistler için Karayipler’in Las Vegas’ı gibiydi. Oteller, casinolar, gece kulüpleri, kumar, içki ve Amerikan doları… Bu dünyanın karanlık tarafında ise Amerikan organize suçunun büyük isimleri vardı.
Lucky Luciano çevresi.
Havana, Amerikan mafyası için yalnızca eğlence merkezi değildi. Büyük para kazanılan bir yatırım alanıydı.
Casinolar kapandı, mülkler kamulaştırıldı, Batista kaçtı. Bir gecede yalnızca Washington değil, mafya da Küba’da çok şey kaybetti.
Ve tam burada tarihin en garip ittifaklarından biri doğdu. CIA ile mafyanın ortak düşmanı aynı adamdı: Fidel Castro.
CIA doğrudan mafya patronlarına gitmedi elbette. Araya FBI eski ajanı Robert Maheu girdi.
Maheu üzerinden ulaşılan isimlerden biri Johnny Roselli’ydi. Roselli, Las Vegas’tan Hollywood’a uzanan bağlantıları olan güçlü bir mafya figürüydü. Onun üzerinden de iki ağır isim devreye sokuldu. Chicago mafyasının patronlarından Sam Giancana… Ve Küba ile Florida yeraltı dünyasının önemli isimlerinden Santo Trafficante Jr.
Bugün bu ilişkinin kendisi artık komplo teorisi değil.
Amerikan Senatosu’nun 1970’lerde yürüttüğü Church Committee soruşturması, CIA ile organize suç çevrelerinin Castro’ya yönelik suikast planlarını araştırdı. İşin ürpertici yanı ise şuydu:
Mafyanın Castro’dan kurtulmak için CIA tarafından ikna edilmesine pek gerek yoktu. Çünkü Fidel onların da milyonlarca dolarlık Havana düzenini yok etmişti.
CIA’in siyasi hesabı vardı. Mafyanın ise kişisel ve mali hesabı.
Ve bir noktada masaya para kondu. Castro’nun ortadan kaldırılması için 150 bin dolarlık bir tekliften söz edildi.
Ama klasik bir suikast istenmiyordu.
Fidel vurulursa, bomba patlarsa, olay doğrudan Washington’a bağlanabilirdi. En iyisi ölümün doğal görünmesiydi. Ve böylece devreye zehir girdi.
CIA’in teknik birimleri Castro’yu öldürebilecek zehir kapsülleri üzerinde çalıştı. Kapsüllerin yiyecek ya da içeceğe karıştırılması düşünülüyordu. İlk üretimde teknik problemler çıktı. Yeni kapsüller hazırlandı, test edildi.
Yani burada yalnızca bir toplantıda ortaya atılmış fantastik bir fikirden söz etmiyoruz.
Zehir üretildi. Aracılar bulundu. Küba içindeki bağlantılar araştırıldı.
Castro’ya yakınlığı olduğu düşünülen birinin zehri onun yiyecek veya içeceğine koyması hedeflendi. Başka bir aşamada Castro’nun gittiği bir restoran devreye sokulmak istendi.
Ama operasyonların en büyük düşmanı bazen karşı-istihbarat değil, hayatın kendisidir.
Castro’nun restorana gitme alışkanlığı değişti. Plan çöktü.
Bazen dünya tarihinin yönünü değiştiren şey, bir devlet başkanının o akşam başka yerde yemek yemesidir.
Fidel Castro denince akla gelen birkaç simge vardır: Askeri üniforma, sakal ve........
