Hz. Mehdi’nin Mânevî Vazifeleri ve Risale-i Nur’un İman Hizmetindeki Yeri
Bediüzzaman Said Nursî, âhir zamanla ilgili meseleleri yalnızca şahıslar üzerinden değil, aynı zamanda vazifeler, hizmetler ve şahs-ı mânevîler çerçevesinde ele alır. Özellikle Emirdağ Lâhikası’ndaki 206. Mektup’ta, Mehdi-i Âl-i Resûl’ün temsil ettiği kudsî cemaatin üç büyük vazifesinden söz eder. Bunların ilki imanı kurtarmak ve tahkikî imanı yaymak, ikincisi ise şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmek ve İslâm âleminin vahdetine hizmet etmektir.¹
Bu çalışmada, özellikle ilk iki vazife üzerinde durulmuştur. Böylece konu, şahıs merkezli tartışmalardan ziyade iman hizmeti, tecdid, tahkikî iman, şeâir-i İslâmiye ve İslâm birliği ekseninde değerlendirilmiştir.
1. İman Hakikatlerinin Muhafazası ve Tahkikî İman
Bediüzzaman’ın tasnifinde ilk ve en önemli vazife, “ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek” ve imanı tahkikî bir tarzda güçlendirmektir. Emirdağ Lâhikası’ndaki 206. Mektup’ta bu vazifenin, dönemin fikrî şartları içerisinde fen ve felsefenin tesiri, maddiyun ve tabiiyyun anlayışlarının yayılması karşısında iman esaslarının korunması şeklinde ele alındığı görülür.² Burada dikkat çeken husus, imanın yalnızca geleneksel bir kabul seviyesinde bırakılmaması, delile, burhana ve tahkike dayalı bir iman anlayışının geliştirilmesidir. Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası’nda tahkikî imanın bir yolunu, vahyin rehberliğiyle burhanî ve Kur’ânî bir tarzda, akıl ile kalbin birlikte çalışması şeklinde açıklar. Bu yolu aynı zamanda Risale-i Nur’un “esası, mayası, temeli, ruhu ve hakikati” olarak nitelendirir.³
Dolayısıyla burada söz konusu olan tecdid, dinin temel esaslarını değiştirmek değil; değişen zihnî ve fikrî şartlar karşısında iman hakikatlerinin yeni deliller ve yeni bir anlatım tarzıyla açıklanmasıdır.
Birinci vazifenin merkezinde, iman esaslarının korunması ve özellikle tahkikî iman seviyesinin güçlendirilmesi bulunmaktadır. Risale-i Nur’un iman merkezli hizmeti de bu alanla doğrudan örtüşmektedir.
2. Risale-i Nur’un İman Hizmeti
Risale-i Nur’un temel hizmet alanlarından biri, iman hakikatlerini aklî ve burhanî bir yöntemle açıklamaktır. Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası’nda “hakaik-i imaniye”yi zamanın en birinci maksadı olarak görür ve Risale-i Nur ile bu hakikatlere hizmet etmeyi “en birinci vazife” olarak ifade eder.⁴
Bu yaklaşım, Risale-i Nur’un hizmet anlayışında imanı öncelikli mesele haline getirir. Bediüzzaman Said Nursî’ye göre insanın temel meselesi yalnızca toplumsal veya siyasî düzenlemeler değil, öncelikle imanını koruması ve tahkikî bir imana ulaşmasıdır.
Emirdağ Lâhikası 206. Mektup’ta ise birinci vazifenin “imanı kurtarmak” ve “imanı tahkikî bir surette umum(a) ders vermek” olduğu belirtilirken, Risale-i Nur talebelerinin bu vazifeyi Risale-i Nur’da gördükleri ifade edilir.⁵
Risale-i Nur’un açık biçimde öne çıkan hizmet alanı, iman hakikatlerinin açıklanması, tahkikî imanın güçlendirilmesi ve imanî şüphelere karşı aklî-burhanî cevaplar verilmesidir.
3. Tecdidin İman Alanındaki Yeri
Tecdid kavramı, Bediüzzaman’ın düşüncesinde özellikle iman hakikatlerinin muhafazası ve açıklanması bağlamında önem kazanır. Kastamonu Lâhikası 117. Mektup’ta “hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi”nin en mukaddes ve en büyük vazife olduğu belirtilir. Aynı pasajda sosyal hayat ve siyasete ilişkin vazifelerin buna nispetle sonraki derecelerde bulunduğu ifade edilir. ⁶
Bu yaklaşım, iman hakikatlerinin zamanın ihtiyaçlarına uygun şekilde yeniden açıklanması ve kuvvetlendirilmesi şeklinde anlamaya imkân verir. Bu çerçevede Risale-i Nur, klasik kelâm mirasıyla modern dönemin zihnî problemleri arasında yeni bir anlatım ve delillendirme yöntemi geliştirme teşebbüsü olarak değerlendirilmektedir. ⁷
Risale-i Nur bağlamında tecdid, iman hakikatlerini çağın zihnî şartları içinde yeniden izah ve tahkim eden bir hizmettir.
4. Şeâir-i İslâmiyenin İhyası ve İslâm Birliği
Mehdi’nin ikinci büyük vazifesi, Emirdağ Lâhikası 206. Mektup’ta “şeâir-i İslâmiyeyi ihya etmek” ve İslâm âleminin vahdetini bir dayanak noktası haline getirerek insanlığın maddî ve mânevî tehlikelerden kurtulmasına hizmet etmek şeklinde açıklanır.⁸
Şeâir kavramı, yalnızca ferdî ibadetleri değil, İslâm’ın toplum hayatında görünür olan ve Müslümanların ortak dinî kimliğini ifade eden sembol ve uygulamalarını da içine alan geniş bir anlam taşır.
Bu vazifenin birinci vazifeden farklı olarak daha geniş bir........
