İnsanı Yakan Ayrılık Değil, Vazifeden Mahrumiyettir
Fatih Kandaz
İnsan bazı ayrılıkları kolay atlatır, bazılarını ise ömrü boyunca içinde taşır. Peki fark nereden gelir? Kaybedilen şeyin büyüklüğünden mi, yoksa ona yüklenmiş manadan mı? Dikkatle bakıldığında görülür ki insanı asıl yakan, eşyanın elden gitmesi değil; o eşyayla birlikte yürütülen vazifeden mahrum kalmaktır.
Çünkü vazife, sıradan bir sorumluluk değildir. Vazifenin içine ilahî bir lezzet dercedilmiştir. Vazife ne kadar ulvî ise, o vazifenin içinde saklı lezzet de o kadar derindir. O vazifeden kopmak, yalnızca bir ayrılık değil; lezzetten, manadan ve amelden kopuştur.
Evlat Acısının Derinliği Nereden Gelir?
Evlat acısı bu hakikatin en açık misallerindendir. Bu acı yalnızca bir ayrılığın hüznü değildir. Asıl elem, evlada emanetçilik vazifesinin sona ermesinden doğar. Allah, evlada bakma vazifesinin içine hakikî bir muhabbet koymuştur. Bu muhabbet, nefsin ürettiği geçici bir sevgi değil; vazifeye bağlı, daimî bir muhabbettir.
Bu yüzden evlat sevgisi eskimez, solmaz, alışkanlığa dönüşmez. Vazife devam ettikçe muhabbet de canlı kalır. Vazife ortadan kalktığında ise, o muhabbetin tezahür........
