Oluşmuş Mu Yaratılmış Mı?
Allah ilm-i ezelisi ve irade-i külliyesi ile kâinatı “takdir” eylemiş, kudret-i mutlakası ile vücud libası giydirmiş, gözlere göstermiştir. Bu itibarla Cenab-ı Hak binler âlemleri önce takdir etmiş, sonra “Ol” emri ile vücud vermiştir. Yani varlığı daire-i ilminden daire-i kudreti olan âlem-i şehadete getirmiştir.
Evet Kur’an mevcudatın “Kün” emri ile vücuda getirildiğini bildirmekte[1], daire-i ilimdeki eşya kudretin tecellisi ile gözlere gösterilmektedir. Demek ilim dairesindeki eşya irade ile kudretin ve sair sıfatların tecelliyatı ile vücuda gelmektedir.
Bu itibarla şu bedi kâinat, ilahi takdir ve kudret-i mutlaka ile yoktan vücuda getirilmiş, esma-i ilahiyenin tecelliyatı ile musanna libas giydirilerek şuur sahibi mahlûkatın nazarlarına arzedilmiştir.
Hadis-i Kudsi’de kâinatın yaratılış hikmeti, sayısız hazineler sahibi Rahman’ın bilinmek (taarrüf) ve şuurlu mahlûkatına kendini sevdirmek istemesi (teveddüd) hakikatleri ile izah edilmiştir.[2]
İzzet ve azamet ve sırr-ı imtihan icraat-ı ilahiyenin ve tasarrufat-ı rabbaniyenin esbab perdeleri ile örtülmesini iktiza etmektedir. İlahi müdahale esbap perdeleri arkalarında gizlendiğinden, mevcudatın failsiz (öznesiz) tesadüfen vücuda geldiği düşünülmekte, varlık ailesinin kendi kendine “oluşmuş” olduğu zannedilmektedir.
Varlığın kendi kendini yaparak (teşekkele binefsihi) veya birbirine dayanarak (evcedethü’l-esbab) yahut birbirinden yardım alarak (iktezathü’t tabiat) hikmetli bir vücuda sahip olmaları,........
