Miraç Hadisesi-I
Âlem-i şehadetin sınırlarını aşmak, yüce makamlara çıkmak, gaybi âlemleri temaşa ile ilahi sırlara vakıf olmak, “Kab-ı Kavseyn” ile ifade edilen imkân ile vücub arası bir daireye yanaşmak beşeriyet içinde sadece Hz. Muhammed’e (a.s.m) has bir Lütf-ü Ehadiyettir.
Bu kudsi seyahat âyet ve hadis-i şeriflerde bir kısım temsiller ve teşbihler ile ifade edilmektedir. İnsanlara göre gaybi ve meçhul olan miraç hadisesine dair yüksek hakikatlerin temsiller ve teşbihler ile ifade edilmesi, sırr-ı irşadın bir iktizası olarak değerlendirilmektedir.
Evet miraç hadisesine dair teşbihler ile temsillerin birer mirsad-ı tefekkür olduğu bilinmekte, ulvi ve külli hakaika işaret için kullanıldıkları düşünülmekte, o kudsi seyahatin her yönüyle idrak edilmesinin imkânsız olduğunu bildirmektedir.
Âliy ve Müteâl (yüce ve aşkın) Rahman’ın muhabbet-i münezzehesine mazhar ‘en sevgili’ bir abdin seyahatini anlatan Miraç hadisesi; in’amdan Mün’im’e, ihsandan Muhsin’e vuslattan, arş-ı kemalata uruçtan haber vermektedir.
Zât-ı Ahmediyenin (a.s.m) meratib-i kemalâtta terakkisinin mebde ve müntehasını anlatan hadise-i miraç, Velayet-i Ahmediyenin kemaline ayinedarlığı ifade etmektedir.
Hadise-i Miraç; Sultan ve Bürhan olan Zat-ı Zülkemalin, “bir kısım ayetlerini” göstermek üzere abd-i mahsus........
