Gözüm Bağlıydı Ama Hatırlıyorum: Esirlerdeki “Değişimin” Sebebi İsrail Hücreleri
Orhan Buyruk’un 2016’daki seyahati, Tel Aviv Havalimanı’nda beklenmedik bir kâbusa dönüştü. “Ajanlık” suçlamasıyla tutuklanan Buyruk, 35 saate varan sorguların ve tek kişilik hücrenin psikolojik işkencesinde 22 gün geçirdi. Türk vatandaşının gözünden, İsrail’in “tehlikeli bilinç taşıyıcılarına” uyguladığı sindirme mekanizmasının ve Filistinli esirlerin yaşadığı zorlu şartların sarsıcı kaydı.
- ORHAN BUYRUK
- 15 Ekim 2025
Mülakat: Cihat Arpacık
Yeryüzünün en kadim ve en dikenli coğrafyasına, Kudüs’e yapılan her yolculuk, bir turistik seyahatten de öte, politik bir eylem sayılır. Hele ki Mescid-i Aksa’nın her bir köşesinde ruh arayan bir rehberseniz… Orhan Buyruk da onlardan biriydi. Kudüs’ü sadece turistik bir güzergâh olarak değil, dayanışmanın da bir durağı olarak görenlerden. İsrail’in, rehberleri ve yerel Müslüman ekonomiyi destekleyenleri “tehlikeli bilinç taşıyıcıları” olarak nasıl kodladığının sarsıcı bir kaydı bu röportaj. 15 Temmuz’un hemen ardından başlayan bir Kudüs yolculuğu, Tel Aviv’in karanlık sorgu odalarında son buldu. Önceki ziyaretlerden aşina olduğu uzun beklemeler, bu kez yerini alaycı bir Arapça diyaloğa, ardından da “ajanlık” suçlamasına bıraktı.
Hikâyenin asıl kabusu demir kapıların ardında başladı. Gözleri bağlı, elleri zincirli. Bir Türk vatandaşı olarak kendisini Filistinli esirlerin usulüne göre işleyen bir tutukluluk sürecinin ortasında buldu. 22 günlük esaretin 19 gününü tek kişilik hücrede, 35 saate varan sorgularda, zaman mefhumunu yitirerek, halüsinasyonlarla mücadele ederek geçirdi. “Cennete mi düştük” diye düşündüğü cezaevindeki Filistinli esir dayanışması ile sorgu odasındaki psikolojik yıpratıcı dehşet yaşadı. Orhan Buyruk ile, Kudüs seyahatinin nasıl “ajanlık” suçlamasına, esarete ve nihayetinde diplomatik bir krize dönüştüğünü ve son yapılan esir takasında gördüğü fotoğrafların kendisine neler çağrıştırdığını konuştuk.
“REHBERLER SADECE GEZDİRMİYORLAR, İNSANLARA KUDÜS’Ü ANLATIYOR, YEREL ESNAFTAN ALIŞVERİŞ YAPILMASINI DA SAĞLIYORLAR”
Ben Gurion Havalimanı’nda karşılaştığınız rutin prosedürler ve zorluklar nasıldı?
Gerek Kudüs turlarına grup koordinatörü olarak gerekse yardım çalışmaları nedeniyle zaman zaman Filistin’e gidiyordum. Gazze hariç, Filistin’in bütün bölgelerini ziyaret imkânım oldu. Tabii gittiğimiz zaman o bölgede bu yardım çalışmalarını birlikte yürüttüğümüz Raid Salah ve ekibini de ziyaret ediyorduk. O zaman Raid Salah “terör” listesinde değildi. Çalışmalarımızın hepsi legaldi. Tel Aviv’e her gittiğimizde, gidenler bilir, havalimanında ‘Niye geldin, kime geldin, tanıdığın Filistinli var mı’ diye sorular yöneltilir. Bu sorguların saatler sürdüğü de olur. Biz de hep aynı şeye maruz kalırdık. Bütün aileme kadar sorular sordukları da olurdu.‘Sen İsrail için tehlikelisin’ denilerek deport kağıdı eline verilip ilk uçakla, içeri giremeden dönen çok arkadaşımız oldu. Özellikle rehberlerin başına geldi.
Niye rehberler?
Çünkü bu insanlar sadece tur rehberleri değil. İnsanlara Kudüs’ü anlatıyorlar, Mescid-i Aksa’da zaman geçirmelerini, yerel esnaftan alışveriş yapmalarını sağlıyorlar. Bir dönem neredeyse rehber bulunamadı. Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı, Kudüs üzerinden umre programları başlattı ve imamlara rehber haline getirildi. Çünkü hakikaten rehber yoktu. Ben de açıkçası bir gün ‘Senin girişin yasaklandı’ demelerini bekliyordum.
Tutukluluk süreciniz nasıl başladı?
15 Temmuz darbe girişiminden birkaç ay sonra yine bir Kudüs gezisi için gittiğimde yine aynı muameleye tabi tutulduk. Oradaki bekleme salonunda dünyanın her tarafından gelen insanlar vardı. Bu seferki biraz uzun sürdü ve gece yarısına doğru odadan alıp ayrı bir bölmeye götürdüler. Ben Arapça konuşabiliyorum ama çok fazla soru sorsunlar diye o gün Arapça konuşmadım. Bunun üzerine, iki yıl önce havalimanında beni uzunca Arapça sorgulayan görevli odaya geldi. ‘Arkadaşlar senin geldiğini, Arapçayı unuttuğunu söylediler. Ben de inanmadım o yüzden geldim’ demeye başladı. Ona da Arapçayı unuttuğumu söylediğimde elime vurmaya başladı. Sonra tercüman getirdiler. Tercüman hem Türkçeyi hem de İbraniceyi çok iyi konuşuyordu.
Neler sordular?
Neden geldiğimi sordular. Turizm amacıyla geldiğimi söyleyince ikna olmuyorlardı ve ‘niye geldiğimi’ çok iyi bildiklerini söylüyorlardı ve neden geldiğimi itiraf etmezsem beni tutuklayacakları yönünde tehditte bulunuyorlardı. Ben de merak etmiştim. ‘Peki neden geldim buraya sizce?’ diye sordum. İsrail’e eylem yapmaya geldiğimi söylediler. Buna itiraz edince küçük çaplı şiddet uygulamaya başladılar. ‘Ben buraya ilk defa gelmiyorum. Trafik cezam bile yoktur. Böyle bir şey söz konusu bile olamaz.’ diye yanıtladım. Ben hâlâ beni deport edeceklerini düşünüyordum. Çünkü o zamana kadar havalimanında birini alıp tutukladıkları hiç olmamıştı. En son, ‘Seni buraya gönderenlerin umurunda değilsin. Tutuklanırsan bunun acısını sen çekeceksin,........
