menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Algılar ve Gerçeklik Arasında Adalet

18 0
04.05.2025
BAKIŞ EMİNE UÇAK ERDOĞAN 4 Mayıs 2025

Sıkıntılarını çektiğimiz adalet krizi artık yalnızca hukuk krizi değil, demokrasi ve ortak yaşam meselesi. Bu yüzden, ekonomik ve siyasi eşitsizliklerde olduğu gibi hukuki eşitsizliklerde de yeni bir Türkiye tahayyülü oluşturmak muhalefetin esas görevi olmalı.

İstanbul’daki 1 Mayıs eylemlerine polis tarafından yapılan sert müdahaleyi gösteren fotoğraflar, birbiri ardınca sosyal medyada paylaşılmaya başlamıştı. Tam da o sırada, anaakım bir haber kanalının muhabiri, ablukaya alınmış Taksim Meydanı’ndan “İşçiler istedikleri gibi, gönüllerince bayramı kutluyorlar” ifadeleriyle heyecanla canlı yayına bağlandı. Bu an, uzun yıllardır tanık olduğumuz “hayaller ve gerçekler” tablosunun unutulmaz örneklerinden biri haline geldi.

Aynı kanalda, yayın sırasında ekranda “Taksim’e giriş çıkışa izin verilmediği” yazısı belirmişti. Anlaşılan o ki bu altyazılar için kanal çalışanlarına ‘patronlarından’ bir uyarı gitmemişti. Bu da ironinin dozunu artırıyordu.

Bu ‘hayaller ve gerçekler’ ikilemi sadece medya alanıyla sınırlı değil. Uzun süredir, adalet mekanizmasında da benzer bir ikili tabloyu izliyoruz. Adalet Bakanı her gün bir başka gündem üzerinden “Yargı bağımsız ve tarafsızdır, Türkiye bir hukuk devletidir” nakaratını tekrarlasa da araştırmalar, toplumun geniş kesimlerinin bu söylemin tam tersini düşündüğünü ortaya koyuyor.

Çok sayıda farklı araştırmanın neredeyse tamamında adalet krizi, ekonomik krizden sonra en çok zikredilen sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Adalete Güvenin Çöküşü

Panorama’nın Nisan ayında yayımladığı “Odak” bölümü, Türkiye’nin adalet ve yargı sistemine dair çarpıcı veriler sunuyor. Adalet kriziyle ilgili çok sayıda bulgunun olduğu araştırmadan birkaç veriyi aktarmakla yetineyim.

Katılımcıların yüzde 58’i yargının bağımsız olmadığını, yüzde 59’u ise tarafsız olmadığını düşünüyor. Yüzde 62’lik bir kesim yargıya güvenmediğini belirtirken, yüzde 58’i iktidarın yargıya müdahale ettiğini düşünüyor.

Adalet sisteminin en büyük sorunu sorulduğunda, her beş kişiden biri “siyasetin yargıya müdahalesi” cevabını veriyor. Daha da dikkat çekici olan iki veri var: Katılımcıların üçte ikisi, “mahkemelik olması hâlinde haksızlığa uğramaktan” korkuyor. Ayrıca, yüzde 70’i “mahkemelerin, makam/mevki sahibi biri ile sıradan vatandaşa eşit davranmadığını” ifade ediyor.

Kanun önünde eşitlik, masumiyet karinesi ve suçun şahsiliği gibi temel ilkelerde dahi büyük bir güvensizlik oluşmuş durumda. Bu nedenle, Adalet Bakanı’nın her fırsatta dile getirdiği “yargı bağımsızlığı” söylemi etkisiz kalıyor. Hukuki eşitsizlik, giderek derinleşen bir krize dönüşüyor.

Travmatik Toplumsal Deneyim ve Hesap Vermezlik

Çok eskilere gitmeye gerek yok. 6 Şubat depremleriyle ilgili sorumluluğun yalnızca müteahhitlere yüklenmesi, onların da siyasi ve ekonomik güçlerine göre yargı önüne çıkarılması, toplumun vicdanında ciddi bir kırılma yarattı.

Kartalkaya’daki yangın felaketi ve “yenidoğan” çeteleri gibi can yakıcı vakalarda da sorumluluk mekanizmalarının işletilmemesi, adalete güvenin daha da zedelendiği kanaatini güçlendiriyor.

Yunus Emre Vakfı’ndaki usulsüzlük iddialarının soruşturmaya bile konu edilmemesi ve hükümetle bağlantılı olduğu iddia edilen yolsuzluk haberlerinin hasıraltı edilmesi; buna karşılık hem kurumsal hem toplumsal muhalefete yönelik ardı arkası kesilmeyen soruşturma dosyaları, siyasi içerikli davalar ve cezalandırmalar, toplumsal hafızaya adaletsizlik olarak kazınıyor.

Gezi davasındaki haksızlıkların........

© Perspektif