menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yapay Zekâ Popülizmi Geldi

5 0
17.05.2026

Yapay Zekâ Popülizmi Geldi

Yapay Zekâ Popülizmi Geldi

Silikon Vadisi’ndeki oligarklar, teknolojilerinin dünya için oluşturduğu risklerden endişe duyuyorlardı. İnsanları ise tamamen göz ardı ettiler.

“Hayatta kalmak için hazırlık yapıyorum,” diye itiraf etmişti OpenAI’dan Sam Altman, 2016’da. “Silahlarım, altınım, potasyum iyodürüm, antibiyotiklerim, pillerim, suyum, İsrail Savunma Kuvvetleri’nden gaz maskelerim ve Big Sur’da uçup gidebileceğim büyük bir arazim var.”

Altman ve diğer kurucular, on yıldan uzun süredir yapay zekâ konusunda kontrollü bir kaygı hâlinde yaşıyor. Aslında yapay zekâ silahlanma yarışındaki beş büyük oyuncudan üçünün çıkış hikâyesi de budur. Bu şirketlerin her biri, diğer oyuncuların teknolojinin varoluşsal risklerini yeterince ciddiye almadığı paniğiyle kuruldu.

Buna karşılık gerçek insanlardan gelebilecek siyasi tepki riskini daha az önemsemiş görünüyorlar. Muhtemelen böyle bir tepkinin zamanında ortaya çıkmayacağını düşündüler. Ya da ortaya çıksa bile makine zekâsı tarafından hızla manevra dışı bırakılacağını varsaydılar. Belki de temel gelir ödemeleri söylemiyle ya da kanseri iyileştirmeye dair zayıf vaatlerle bu tepkinin satın alınabileceğine inandılar.

Ama geçen ay Altman’ın San Francisco’daki mülküne bir Molotof kokteyli atıldığında, insan tepkisi kelimenin tam anlamıyla kapısına dayanmış oldu. Birkaç gün sonra Altman’ın evi bu kez silahlı saldırıya uğradı. United Healthcare CEO’su Brian Thompson’ın öldürülmesini düşünmemek zordu; bu cinayetle Luigi Mangione suçlanıyor. Yazar Jasmine Sun buna “yapay zekâ popülizminin uyarı atışları” adını verdi.

Amerikalılar hâlâ veri merkezlerinin yerel etkilerinden kaygı duyuyor. Bu merkezleri protesto etmek için topluca belediye toplantılarına akın ediyorlar. İş kaybı ve ekonomik çalkantı konusunda da endişeliler. Rüzgârın yönünü kollayan siyasetçilerin sayısı da giderek artıyor.

Ama birçok kişi için en büyük yapay zekâ laboratuvarları artık Amerikan oligarşisinin yeni yüzleri gibi görünüyor. Bu laboratuvarlar, ekonomik ve toplumsal gücün korkutucu biçimde yoğunlaştığı yerler olarak algılanıyor. Üstelik bu yoğunlaşma, Amerikan hayatını onlarca yıldır yaralayan aşırı eşitsizlik örüntüsünü kendi kendini besleyen bir döngüye dönüştürüyor.

Bize sık sık söylendiği gibi gelecek yapay zekâdaysa, bu geleceğin bu kadar az sayıda insanın mutlak denetiminde görünmesi birçok kişi için huzursuz edici. Bazıları içinse düpedüz öfke verici.

Bir bakıma yapay zekâ şirketlerinin pazarladığı vizyon dikkat çekici ölçüde kişiliksizleştirilmiştir: Giderek daha fazla sorumluluğu ve yargıyı süperzeki kara kutulara devrederiz; bu kara kutular da tasarımcıları dahil geri kalanımız için okunaksız kalan kararlarla insanlığın geleceğinin seyrini hızla şekillendirmeye başlar. Anthropic’ten Dario Amodei geçen yıl şöyle yazdı: “Alan dışındaki insanlar, kendi yapay zekâ yaratımlarımızın nasıl çalıştığını anlamadığımızı öğrendiklerinde çoğu zaman şaşırıyor ve kaygılanıyor.” “Kaygılanmakta haklılar: Bu anlayış eksikliği, teknoloji tarihinde esasen eşi benzeri görülmemiş bir durumdur.”

Başka bir bakımdan ve bu arada yapay zekâ, edilgen Amerikan tüketicisine şimdiye kadar dayatılmış belki de en kişiselleştirilmiş satış söylemini temsil ediyor: Ülkenin ekonomik, toplumsal ve bilişsel hayatlarının neredeyse tümüyle, yalnızca beş şirket tarafından tasarlanmış araçların eline geçmesi vizyonu; bu şirketler de birkaçının yaygın biçimde sosyopat diye tanımlandığı beş belirli kişi tarafından yönetiliyor. Liste o kadar kısa ki çoğunu ilk adlarıyla biliyor olabilirsiniz: Sam, Dario, Elon ve Mark. Google’ın DeepMind’ını yöneten Demis Hassabis ise belki daha az ünlü.

Bu adamların hepsi şimdiden milyarder ya da buna yakın ve mevcut seyirlerinde, çevrelerinde elit karşıtlığı da çoğalırken, servetleri ve etkileri katlanarak artacak gibi görünüyor. Belki de Amerikalıların yüzde 50’sinin geçen yıl Pew Research Center’a yapay zekâdan gelecek olan şeyler konusunda heyecandan çok kaygı duyduklarını söylemesinin nedenlerinden biri budur. Yalnızca yüzde 10 daha heyecanlı olduğunu söyledi. Bu, bütün bir toplumdan içine yuvarlanması istenen devasa bir uçurumdur.

2026’da yapay zekâ söylemi, tıpkı yapay zekâ kapasitesi gibi, neredeyse haftadan haftaya sıçrayarak ilerliyor. Ama gelecek olan şeyin biçimine dair okuduğum belki de en akılda kalıcı metin hâlâ bilimkurgu yazarı Ted Chiang’ın 2017’de BuzzFeed News’te yayımlanan denemesidir. OpenAI yalnızca iki yıl önce kurulmuştu; ne Elon Musk ne de Amodei henüz kendi yollarına ayrılmıştı ve Mark Zuckerberg umutsuz yapay zekâ harcama furyasından neredeyse on yıl uzaktaydı. Ama Musk gibi kıyametçi müjdeciler daha o zaman Ulusal Valiler Birliği’ni “yapay zekâ insan uygarlığının varlığı için temel bir risktir” diye uyarıyordu; bununla kastettiği de süper güçlü yapay zekânın varoluşun amacının ataç üretimi ya da çilek hasadı olduğuna karar verip insanlar dahil geri kalan her şeyi önemsiz kılma ihtimaliydi.

Chiang, “Bu senaryo çoğu insana........

© Perspektif