We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Türk Medeniyeti En Az 6.000 Yıldan Beri Var

11 2 16
30.06.2022

Not: Bir yazıda önemli bir noktaya dikkat çekilmek istenirse, “Not” genellikle yazının sonuna yerleştirilir. Ben bu genel kullanımın dışına çıkarak, notu yazımın başında vereceğim. Bu yazı, Ocak Medya yazarlarından Sayın Dr. Ziya Doğan’ın, 2 gün önce, 28 Haziran 2022 tarihinde yayımlanan “Bir Medeniyetimiz Neden Yok?” yazısına cevap olarak yazılmıştır.

Başlarken, önce “Medeniyet” nedir, onu bir inceleyelim.

Uygarlık kelimesi ile eş anlamlı olan medeniyet kelimesi, kısaca bir ulusun ve/veya bir devletin düşünce ve sanat tarzıyla eriştiği seviye ile maddi ve manevi varlıklarının tümü olarak ifade edilebilir.

Günlük kullanımda medeniyet kavramı, üç farklı anlama gelebilmektedir

1. Tek bireyi işaret eder ve “Medenî insan” deyiminde olduğu gibi, başkalarına karşı ahlaklı ve erdemli davranma konusunda insanı bağlayan değerler bütünüdür.

2. Bu anlamı da tekildir ve gelişmiş olarak kabul edilen toplumu, gelişmemiş sayılan toplumlardan ayıran özellikleri işaret eder. En sık kullanımı “Batı medeniyeti” deyimiyle özdeştir.

3. Çoğul anlamında kullanılır ve ortak değerler ve özellikler gösteren millet veya toplulukların bütününü ifade eder. Eski Mısır medeniyeti, İslâm medeniyeti, Hint medeniyeti, Ortaçağ Hıristiyan medeniyeti anlamında kullanıldığında o toplumun daha çok dini ve manevi değerlerine işaret edilmektedir.

Ancak asıl medeniyet kavramı, milletler ve topluluklarla bağlantılı olarak ifade edilir. O zaman Eski Mısır, Akat, Asur, Eski Asur, Hitit, Sümer, Çin ve Türk Medeniyeti bunlara örnek olarak verilebilir. İlerleyen tarihlerde Amerika Kıtası’nda var olan İnka ve Maya Medeniyetlerini de bunlara ekleyebiliriz.

Yazısından anladığımız kadarı ile Ziya Doğan’ın işaret ettiği medeniyet kavramı, bu son kavram olmalıdır. Yani Türk Milleti olarak bir medeniyet sahibi olmadığımızı iddia etmektedir. Bu yazımızda bu minval üzere yürüyeceğiz.

Dünyada M.Ö. 3.300 yıllarından başlayarak, Neolitik dönemin sonlarına doğru, farklı medeniyetler yükselişe geçmeye başlamıştır. Bu medeniyetler bilahare Bronz Çağı boyunca büyük çaplı imparatorluklar haline dönüşmüştür.

Konumuz olan Türk Medeniyeti, tarihçi ve sosyologlara göre, üç devreye ayrılır:

1. Eski Dönem: Orta Asya’da Türk kavminin ortaya çıkışından, 8. yüzyılda Müslüman olmaya başladıkları dönem.

2. Orta Dönem: 8. yüzyılda Müslüman olmaya başladıktan, batı medeniyetini kabul ettikleri zamana kadar olan dönem.

3. Yeni Dönem: Batı medeniyetinin kabulünden, günümüze kadar gelen dönem.

Ben naçizane bu yazıda, Ziya Doğan’a daha etkili bir cevap olacağı düşüncesi ile ilk baştaki “Eski Dönem Orta Asya Türk Medeniyeti” konusuna ağırlık vereceğim.

Ancak birçok tarihçi, Sümerlerin Türk olduğunu ve böylece Türk Medeniyet Tarihi’nin en az 6.000 yıllık geçmişi olması gerektiğini iddia etmektedir. Ben bu yazıda Sümerler konusunu, gelecek yazıya bırakıyorum. Yazının başlığı da “Tarih Türklerle Başlar” olacaktır.

Buradan itibaren Eski Dönem Orta Asya Türk Medeniyetini izah etmeye çalışırken, bu Türklerin, Uygur Türkleri hariç, yerleşik düzene geçmemiş, yazlık-kışlık yerlere göç eden, yarı göçebe bir bozkır toplumu olduğunu lütfen gözden uzak tutmayınız.

En basit örnek, Orta Asya Türklerinin hemen yanındaki komşu millet Çinliler tamamen yerleşik düzende yaşamaktadırlar. Orta Asya Türkleri, yerleşik düzende yaşamamalarına rağmen, hangi seviyede bir medeniyet geliştirdiklerini örnekler vererek izah etmeye çalışacağım.

Eski Dönem Orta Asya Türk Medeniyetindeki Türkler, atı evcilleştirmiştir. Yerli ve yabancı bilim insanlarının ortak görüşü, atı Türklerin evcilleştirdiğidir. At ve koyun, Türklerin yaşamına çok önceleri girmiştir. M.Ö. 2500 yıllarına ait olduğu sanılan Afanesyevo kültürüne ait olan kazılarda, at ve koyun kemiklerine rastlanmıştır.

Atın evcilleştirilmesi, tarihte en az ateş ve tekerleğin keşfi kadar önemli bir gelişmedir. Türklerden evcil atları satın alıp, Çin’e getiren Çinliler, o zaman kadar entari/etek tarzı uzun kıyafetler giymekteydiler. Ata binebilmek için, pantolon giymeye başlamışlardır.

Runik yazılar ile başlayan süreçte, Orta Asya Türklerinin Göktürk (Orhun) Alfabesini geliştirmesi ve günümüze kadar gelen yazılı anıtlar bırakması, yine bir medeniyet göstergesidir. Göktürk Yazıtları ya da Orhun abideleri olarak bilinen bu yazıtların içeriğine bakıldığında, zamanına göre oldukça gelişmiş bir medeniyete işaret etmektedir.

Göktürk alfabesi Türklerin kullandıkları ilk alfabedir. Eski Dönem Orta Asya Türkleri, 38 harfli Göktürk (Orhun) Alfabesi ve 18 harfli Uygur Alfabesi kullanmışlardır.

Göktürk (Orhun) Alfabesi, Arapça gibi sağdan sola doğru yazılır. Göktürkler, bozkır yaşamı nedeni ile kâğıt kullanamadıkları için, yazılarını genellikle duvar, anıt, mezar taşı gibi taşlar üzerine yazmışlardır.

Taş üstüne yazmak zor olduğu için, yazım sırasında kelimedeki sadece ilk ünlü (sesli) harfi yazmışlar, diğer ünlü harfleri yazmamışlardır. “Türk” kelimesinde 3 adet ünsüz harf bulunduğundan, “𐱅𐰼𐰇𐰰” şeklinde yazılır (Bunu, birçok otomobilin arka camında, çıkartma olarak görebilirsiniz). Bu nedenle, Türk kelimesinin aslında “Türük” şeklinde söylenmesi gerektiğini iddia eden bilim insanları bulunmaktadır.

Orta Asya Türklerinin, devrinin diğer millet ya da topluluklarına göre daha gelişmiş olduğu bir özellik, demircilik ve silah yapımı konusudur. Orta Asya Türklerinin kullandıkları en önemli tarım aletleri saban, orak ve düvendir. Orta Asya Türklerinde bitkisel üretim deyince ilk akla gelen devlet Uygurlardır.

Uygurlar, yer üstü ve yer altı sulama kanalları açmak suretiyle; üzüm, kavun, karpuz yetiştiriciliğinde çok ileri seviyede idiler. Uygurların, Turfan bölgesinde yer altında açtıkları ve günümüzde “Kehriz (Kariz)” adı verilen sulama kanalları bugün dahi kullanılmaktadır (Benim yaşıtlarım hatırlar, son 50 yıla kadar memleketim Zile’de bile, şehir içi içme suyunun bir kısmı, Zile’de yerel olarak “Karüz” olarak adlandırılan bu sistem ile sağlanıyordu.).

Kehriz (Kariz) adı verilen sulama kanalları hakkında daha geniş bilgi almak isteyenlere, Doğu Perinçek’in yazdığı “Orta Asya Uygarlığı” kitabını öneririm. Bu kitabı, kitabın yazarını saklayarak birisine verseniz, o kişi kitabı okuduğu zaman, bu kitabı yazanın kesinlikle Ülkücü-Milliyetçi biri olduğunu iddia eder. Doğu Perinçek, bu kitabı o tarzda, ateşli-milliyetçi bir dil ile kaleme almış.

Yumuşak kılıcın çabuk körelmesi ve eğilmesi, sert kılıcın ise çabuk kırılması üzerine, ilk defa Türkler tarafından icat edilen “Çifte su verilmiş kılıç” kullanılmıştır. Çifte su........

© Ocak Medya


Get it on Google Play