Cumhuriyet’in Kan ve İmanla İnşa Edilen Zaferi: Harabelerden Yükselen Işık!
Atatürk’ümüz, Cumhuriyet’in temelindeki iman ve fedakârlığı şu unutulmuş sözleriyle özetlemişti:
“Biz Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz; biz ideal ve iman götürüyoruz!”
Bu söz, Bandırma Vapuru’nda Karadeniz’in azgın dalgaları arasında arkadaşlarına söylediği ve Cumhuriyet’in ruhunu en yalın şekilde anlatan ifadelerden biridir.
Maddi imkânsızlıklara rağmen, milletin iradesi ve inancıyla kurulan Cumhuriyet, tarihin en büyük kalkınma destanlarından biridir.
Cumhuriyet, Yedi Büyük Savaşın Ardından Doğdu
Osmanlı, 1856 Kırım Savaşı’ndan başlayarak 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, 1911 Trablusgarp, 1912-13 Balkan Savaşları, 1914-18 Birinci Dünya Savaşı ve nihayet 1919-1922 Kurtuluş Savaşı ile tam 66 yıl aralıksız savaş hali yaşadı.
Bu savaşların yalnızca sonuncusu zaferle sonuçlandı.
Zafer bedelsiz kazanılmadı.
Vatandaş sadece canını ve kanını değil; atını, arabasını, kağnısını, çorabını, keten bezini, pencere demirini dahi verdi.
Ekinler tarlada çürüdü, toprak tohumsuz kaldı, evler erkeksiz kaldı.
Kadınlar sabana ve kağnıya koşuldu.
Şarkışlalı Serdari’nin destanındaki gibi:
“Tahsildar da çıkmış köyleri gezer
Elinde kamçısı fakiri ezer
Yorganı döşeği mezatta gezer
Hasırdan serilir çulumuz bizim…”
Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdiğimizi hâlâ tam olarak bilmiyoruz.
Ama Avşar kadını parmağını Almanya’ya uzatıp hâlâ soruyor:
“Alamanya harbeylesin, gayri kardaşım kalmadı…”
Tarsus Tren İstasyonu’nda o ak saçlı ana hâlâ hafızalarımızda:
Kanal bozgunundan dönen perişan askerleri vagondan vagona koşarak arıyor, “Mehmed’imi gördünüz mü?” diye feryat ediyor.
Falih Rıfkı Atay’ın dediği gibi: “Ana, biz senin Mehmed’ini kumarda kaybettik…”
Cumhuriyet’in Talihsizliği ve Büyüklüğü
Türkiye Cumhuriyeti, çökmüş bir........
