menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TARİHSEL KÖKLERDEN GÜNÜMÜZE İSTİBDAD

37 0
previous day

TARİHSEL KÖKLERDEN GÜNÜMÜZE İSTİBDAD

Osmanlı modernleşmesinin ivme kazandığı, toplumsal ve siyasi yapıların köklü sarsıntılar geçirdiği dönemde en çok tartışılan, dönemin siyasal ve zihni iklimini belirleyen merkezi kavramların başında şüphesiz “İstibdad” gelmektedir. İstibdadın karşısına konumlandırılan meşveret, hürriyet ve müsavat üçlüsü, yeni dönemin kurucu paradigmalarını oluştururken, hürriyet telakkisi özellikle İslamcı mütefekkirler ve ulema sınıfı nazarında içtimai yapının dönüşümüne paralel olarak farklı bir evreye taşınmıştır.

İkinci Meşrutiyet döneminde ortaya çıkan ve içinde İslamcı cenahın da bulunduğu muhalefet dalgası, II. Abdülhamid saltanatını koyu bir istibdad ve “münker devri” olarak yaftalamış, memleketin bu dönemde “kanlı pençelerin zulmü altında” esir kaldığını savunmuştur. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte, ulema sınıfı, istibdadın karşısında yeni rejimi meşrulaştırma misyonu üstlendiği görülmektedir. Mustafa Sabri Efendi başta olmak üzere dönemin din âlimleri, istibdada karşı meşrutiyetin faziletlerini halka anlatma ve medrese talebeleri vasıtasıyla avamın zihnindeki eski rejim tortularını temizleme vazifesini üstlenmiştir.

Ulema ve dönemin fikir adamları tarafından yapılan tahlillerde istibdad, ortak bir paydada tanımlanmıştır: İstibdad, istişarenin mecburi olduğu hususlarda bireyin kendi reyine dayanması lügat manasını oluştururken, siyasi ıstılahta bir şahsın ya da zümrenin milletin hukukunu gasp ederek keyfi tasarruflarda bulunması anlamına gelmektedir. İskilipli Atıf Efendi ve Hüseyin Hazım gibi isimler de istibdadı, şahsi arzuların idareye hakim kılınması ve ortak aklın dışlanması olarak ele almışlardır. Hüseyin Hazım, bu olguyu bir adım daha öteye taşıyarak istibdadı “İstibdad-ı Dini” ve “İstibdad-ı Siyasi” olmak üzere ikiye ayırmıştır. Dini istibdad, bir zümrenin menfaatleri uğruna din alanını tekel altına alması iken; siyasi istibdad tebaayı kendi işini göremeyecek kadar aciz gören despotik mekanizmadır. Hazım’ın en çarpıcı tespiti, bu iki istibdat türünün birbirini besleyen ikiz kardeşler olduğu ve halkın cendereden kurtulmak adına müstebidlere kutsal sıfatlar atfederek adeta birer ortak koşma........

© Mir'at Haber