menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TARİHSELLİK YA DA AYETLERİ MUMYALAMAK

28 0
previous day

TARİHSELLİK YA DA AYETLERİ MUMYALAMAK

Dini metinleri tarihsel okumak ve belirli bir süreç içerisine hapsetmek Batı’da başlayan bir akımdır. Temelinde, ilahi olmayan, tutarsız ve selim akla aykırı ifadeleri aklileştirmek ve toplumu bu metinleri kabule hazırlamak vardır. Muharref Hristiyanlığın çelişkili ve tutarsız metinleri için tarihselliğe sarılmak Batılılar için önemlidir. Durum böyleyken tarihselliği İslâm toplumuna taşıyıp sonra da Kur’an ve Hadis/Sünnet okumalarını bu felsefi anlayış üzerinden götürmek dinin ilah ve peygamber anlayışını boşa çıkarmak demektir. Bu anlayış, sonunda İslâm’ı geçersiz kıldığı gibi tevhidin tüm boyutlarını reddedip peygamberliği fonksiyonsuz hâle getirerek pozitivizmin ve rasyonalitenin önünü açar. İdeolojilere iktidar imkânı verir.  Allah Teâlâ’nın ayetlerini tarihin bir dönemine mumyalamak ve İslâm’ın insanlığa rahmet oluşunu dondurmak ilahi vahye karşı en büyük ahlaksız davranıştır. Unutulmamalı ki Hz. Peygamber’den (s.a.v.) önceki bütün peygamberler kendi kavimlerine gönderilmiştir. Hepsi de yereldir. Tüm âlemlere gönderilen tek evrensel peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.[1]

 Açıkladığımız üzere Hz. Muhammed (s.a.v.), bütün âlemlere rahmet[2] ve tüm insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. Şu ayet konuyu en açık bir şekilde ortaya koymaktadır: “De ki (ey Muhammed): “Ey insanlar! Şüphesiz ben, Allah’ın hepinize gönderdiği bir elçiyim; O (Allah) ki göklerin ve yerin egemenliği Ona aittir! Ondan başka ilah yoktur; hayatı ve ölümü bahşeden Odur!” Öyleyse artık inanın Allah’a ve Onun Elçisine! Okuması-yazması olmayan, Allaha ve Onun emirlerine iman eden Nebiye. Ona uyun ki doğru yolu bulasınız!”[3] İslâm’ın evrenselliği çerçevesinde şu ayette de yeterli izah yapılmıştır:“وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ” “(Ey Muhammed!) biz seni sadece, (belli bir çağa ve belli bir topluma, belli bir bölgeye değil, kıyamete kadar gelecek) bütün insanlığa (rahmetimizle) müjdelemen ve (azabımızla) uyarman için bir peygamber olarak gönderdik. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmez ki.”[4] İslâm’ın birinci kaynağı Kur’an-ı Kerim’deki; “Ey insanlar!” ve “Ey iman edenler!” hitapları da dinin evrenselliği ile ilgili çok önemli kayıtlardır.

İslâm vahyinin tarihsel bağlamda değerlendirilmesiyle alakalı görüşler öne sürülmekte ve birçok ilahiyatçı da bunun yolunu açmaktadır. Zorlama ifadelerle din işlevsiz hâle getirilmek istenmektedir. Alman oryantalist (müsteşrik) Rudi Paret’in (1901-1983) öğrencileri Ankara İlahiyat fakültesi dahil fakültelerde İslâm ve tarihsellik diye dersler verilmektedir. Bu derslerin sonunda tarihselci hoca(lar) rahatlıkla şöyle bir hüküm cümlesi kurmaktadırlar: “Görüyorsunuz, Kur’an bize bir şey demiyor. Onun tüm söylemi ilk muhataplarınadır.” Batı insanlık ailesinin içerisinde yer almak için İslâm’ın 632’den sonrası için bir şey demediğini propaganda eden oryantalizm halkı Müslüman ülkelerde maalesef taraftar ve akademik çevre bulmuştur. Bu anlayış dini geçersiz kıldığı gibi hevalarına tapınan ve dinin kendilerini kayıtladığını söyleyen İbahiyeci (haramları helal kabul eden) kesim için çok cazip gelmiştir. Tarihsellik, İslâm’ı yok etmenin ve şeriatını iptalin bir vasıtasıdır. Buradan yola çıkılacak olursa haramlar yok sayılacak ve dünya kapitalizminin ve Ticaret Merkezi’nin dayattığı siyasal sistemlerin önü açılacaktır. Tarihsellik bu yönüyle hem siyasi bir çıkış hem de Protestanlıkta olduğu gibi kapitalizmin kullanma aparatıdır.   

Tarih içerisinde doğmak ile tarihsellik kasıtlı olarak birbirine karıştırılmaktadır. Amaç İslâm’ı 610-632 yılları arasına hapsederek söylemlerini tarihe mumyalamak sonra da modernitenin önünü açmak; tanrı-insanın hâkimiyet alanını genişletmektir. Hayatın genişlik alanından vahyi sürgün etmektir. Böyle bir anlayışla hesaplaşacak olan sadece İslâm olduğu için kâfirler ve işbirlikçileri ortak hareket etmektedirler. Aslında akla mantığa aykırı söylemleri yineleyen, kitapları tahrif olmuş, vahiy kavramını izahtan yoksun Hıristiyanların kendi metinlerini aklileştirmek ve yeni sömürü alanları bulmak amacıyla tarihselliğe tutunmaları çok da garip değildir. Fakat bütün dinî metinlere böyle yaklaşmayı deklare etmeleri ve bu görüşü kabul etmeyenleri bilimsel (!) bulmamaları çok kötü bir anlayıştır. Asıl kötü olan ise Hristiyan teologların ortaya koyduğu bu düşünceyi İslâm’a taşımak ve Kur’an-Sünnet metinlerini o gözle okumaktır. Sonuçta İslâm, tarihin belirli bir sürecine hapsedilecek ve hayatın yönetilip yönlendirilmesi İbrani-Hıristiyan kültürünün etkisinde kurulan moderniteye bırakılacaktır. İslâm’ın evrenselliği bağlamında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şu hadisini iyi düşünmek gerekir: “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki bu (davet) ümmetinden ister Yahudi ister Nasrani olsun kim ki benim peygamberliğimi duyar da benimle gönderilen şeyleri kabul etmezse, o mutlaka cehenneme girecektir.”[5] Birçok ayetle beraber bu hadisler İslâm’ın nâsih olduğunu; daha önceki dinlerin tamamını yürürlükten kaldırdığını haber vermektedir. Tarihselliği dayatarak İslâm’ın evrenselliğini kabul etmeyenler, kendi batıl dinlerine yer bulmak isteyen kimselerdir. Müslümanlar arasında bu düşünceleri savunmak........

© Mir'at Haber