menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cumhuriyet Halk Partisi kendi gölgesi ve kendi medyasıyla yüzleşmedikçe iktidara gelemez

9 81
15.02.2026

Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanlığı’nda yapılan görev değişikliği ve yeni bakanın hafız olduğunun kamuoyuna yansıması, siyasi tartışmaları da beraberinde getirdi. Atama üzerinden yürütülen eleştiriler bir yana; hafızlık vasfının küçümseyici bir dille gündeme taşınması ise ayrı bir tartışma başlığı açtı.

Bir insanın Kur’an’ı ezberlemiş olması hangi ölçüye göre gericiliktir?

Devlet yönetiminde liyakat elbette tartışılır, icraat sorgulanır, performans değerlendirilir. Ancak inanç üzerinden yapılan imalar, eleştiri sınırını aşar ve toplumsal fay hatlarına dokunur.

Tam da bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor:

Cumhuriyet Halk Partisi neden hâlâ Türkiye’nin sosyolojisini doğru okuyamıyor?

Türkiye’de siyaset çoğu zaman karşıtlık üzerinden yürür.

Ama asıl mesele karşı taraf değil, insanın kendi içindeki yükleridir.

CHP yıllardır muhafazakâr seçmene ulaşamamasının nedenini çoğunlukla “iktidarın dili”, “medyanın gücü” ya da “algı yönetimi” ile açıkladı. Oysa dürüst olmak gerekir: CHP’nin önündeki en büyük engel, kendi içindeki bazı katı ideolojik reflekslerdir.

Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu muhafazakâr değerlere saygılıdır.

Bu insanlar “din siyasete alet edilmesin” eleştirisini anlayabilir.

Ama “dindar olan devlet yönetemez” imasını asla kabul etmez.

Asıl mesele, toplumun inanç ve değer dünyasına mesafeli duran o tepeden bakan bakış açısıdır.

Ekranlarda, köşelerde, sosyal medya paylaşımlarında görülen küçümseyici ton; muhalefetin yıllardır aşmaya çalıştığı mesafeyi yeniden büyütüyor.

Burada sormak gerekiyor:

Bu partinin sosyolojiyi bilen, seçmen psikolojisini okuyan, kültürel fay hatlarını analiz eden güçlü bir strateji aklı yok mu?

Türkiye sadece ekonomiyle açıklanabilecek bir ülke değil.

Kimlik, aidiyet, inanç ve kültürel hafıza; en az enflasyon kadar belirleyicidir.

Muhafazakâr bir seçmen ekonomik olarak zorlanabilir.

Ama değerlerine saldırı hissettiği anda ekonomik eleştiriyi ikinci plana atabilir. Bu refleks defalarca görüldü.

Bugün iktidarın en güçlü stratejilerinden biri nedir?

Kültürel çatışma başlığı açıldığında safları sıklaştırmak.

“Bunlar sizin değerlerinize düşman” cümlesini diri tutmak.

Evet, iktidar gerilimden kazanıyor.

Fakat muhalefet de gerilime gerilimle karşılık verdiğinde tablo değişmiyor; aksine iktidarın kurduğu oyunun içine giriyor.

Muhafazakâr bir değere dokunan küçümseyici bir cümle, sosyal medyada alkış getirebilir.

Ama sandıkta karşılığı çoğu zaman tepki olur.

CHP son yıllarda bazı alanlarda geçmişle mesafe koymaya çalıştı.

Başörtüsü konusunda daha özgürlükçü bir dil benimsedi.

Dini hayatı hedef alan söylemlerden uzaklaşmaya gayret etti.

Fakat parti içindeki ve partiye yakın medya çevrelerindeki ideolojik kibir tasfiye edilmediği sürece bu çaba yeterli olmaz.

Laiklik; dindarı dışlamak değildir.

Modernlik; inançla alay etmek değildir.

Eleştiri; hakaret değildir.

Bir siyasetçi hafız olabilir.

Bir başkası ateist olabilir.

Devletin ölçüsü inanç değil; adalet, liyakat ve ehliyettir.

Muhalefet gerçekten büyümek istiyorsa, toplumun değerleriyle kavga eden dili terk etmek zorundadır.

Gerilimi büyütmek yerine güven üretmelidir.

Bu bir ideolojik teslimiyet değil; demokratik olgunluk meselesidir.

Muhafazakârlığı en çok besleyen şey, muhafazakâr siyasetin kendisi değil; değerlerle alay eden tepeden bakan dildir.

Ve gerilimi en çok besleyen de, gerilime gerilimle cevap vermektir.

Sosyal medyada kavga kazanılabilir.

Televizyonda polemik kazanılabilir.

Ama Türkiye’de seçimler polemikle değil, güvenle kazanılır.


© Milli Gazete