menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mukayeseli Tarih Dersleri

12 0
04.04.2026

Şairleri haykırmayan millet

Ya da mezheplerle tartılanlar

Şark kültürlerini, dillerini, dinlerini, tarihlerini ve edebiyatlarını araştıran Batılı bilim insanlarına verilen şarkiyatçı, oryantalist gibi isimlerden, kullanma tercihimin “müsteşrik” olması, bilinçaltında “müşrik” kelimesini çağrıştırmasından mı, yoksa Tercüman yazarlarının makalelerinde öyle yazmalarından mı etkilenmiştim, bilemem.

Bir müsteşrik Türkiye’ye herhangi bir sebeple geldiğinde haberi yapılıp ünü duyurulurken, dikkat çekilen bir cümle mutlaka olurdu röportajında veya bize özel verdi iddiası vurgulanan demecinde.

“İslam dini (çok güzel) veya mükemmel bir dindir!”

Ertesi günü okunacak makalelerin konusunu bu cümlesi belirlerdi müsteşrik sıfatlı o kişinin.

“Filan müsteşrik de bizim dinimizi övdü!”

Özellikle gazetelerin internet sitelerinde, filan gazetenin falan yazarı, mezhep tartışması yapanlara çıkıştı, başlığıyla sıradan bir günlük fıkranın meraklara sunulduğunu gördüğümde, anlattığım geçmişimiz gelmişti aklıma. Metod aynı, rivayet muhtelifti.

Bir ayı bitirmek üzere İran’ın, Batı destekli ABD-İsrail tecavüzlerine karış direnişi.

Olağan şüphelilerden sayılmamak için “İrancı değilim ama” savunmasıyla paylaşımlarına başlaması Türkiye haritasının her noktasındaki insanlarımızın, yüreklerini kanatmalarını bırakın, müstehzi fıkralar ürettirmişse iktidara yakın kalem erbaplarına, ortam mezhep fitnecilerine uygun hale gelmiş, getirilmiş demektir.

Bir ayı bitirmek üzere savaş…

Diyorlar ki: Şu günlerde mezhep tartışması yapıyorsanız, İsrail’in istediğini yapıyorsunuz!

Fakat şartları da var: Hangi gerekçeyle olursa olsun.

Ne demektir bu: Mezhep tartışması yapanlar alınmasın, dışlamıyoruz; biraz kayıkçılık oynayalım hesabı.

Şu günler, savaşın neredeyse otuzuncu günü. Nerelerde idiniz? Ancak mı izin aldınız? İsrail’in istediği hâlâ olmadı mı sanıyorsunuz ya da saklama kabınızın kapağı açık kalmış.

Filistin direnişinin kökenini bilmeyenlerin veya milletimizi tarihsizleştirmek isteyenlerin son üretimlerinden bir zehirli cümle de dolaşmakta: “7 Ekim Aksa Tufanı olmasaydı bunlar yaşanmazdı.” Ve ajanların, ajanlık iftiralarıyla destekli.

“Son nefeslerini okul sıralarında veren çocuklar bizim yavrularımızdır. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen kadınlar bizim annelerimizdir.”

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bu konuşmasına kadar, yangına körükle gidenler kimlerdir ve kaçı katledilen yüzyetmiş kızımıza üzüldüğünü beyan etmiştir karalamalarında?

Boşuna değildir Sayın Erdoğan’ın 27’nci günde bu ikazı yapması.

“Bunlar, İslam düşmanlığını açıkça söyledikleri halde bunlara insan muamelesi yapanlara da yazık.

Irak’ta bir milyona yakın Müslüman öldürürken de biz bir şey yapamadık, bize de yazık.

Filistin’de, Gazze’de yetmiş bin Müslüman’ı öldürüyor, geri kalanlar da soğuktan, açlıktan ölsün diyor.

O öldürüyor, biz de ‘Yazık oldu’ diyerek kendimizi temize çıkarmaya çalışıyoruz.

‘Bu da Müslüman’ diyerek İran’a saldırıyor, biz de ‘Onlar Şii’ diyerek kendimizin suçluluk halini gizlemeye çalışıyoruz.”

30 Mart 2026 tarihli ve ‘’Hepimize yazıklar olsun’’ başlıklı yazısında Mahmut Toptaş Hocamızın anlattıklarının içine nasıl düştüğümüzü sorgulama günümüz gelmedi mi hâlâ, diyerek noktalarken bu yazımızı; ‘’Suç delili’’ sayılmış bir kimlik resmi cevap olsun, ‘’Yazık’’ olanlara. (Deniz Gezmiş/El-Fetih)

Karlı kayın ormanında mı,

Kızlarımızın okullarında mı?

“Tahakkümün devresini bin senelik Müslüman Türk tarihimizin daima en karanlık günleri olarak anacağımız C.H.P.nin cehaleti artık dillere destan oldu. Siz bu cehaletin yeni bir vesikasını vermiş olmak için olacak ‘Millet bunu istemekte ne kadar haklı ise devlet de buna…’ demekle daha devlet ile hükûmeti birbirinden ayırt edebilmekten bile âciz olduğunuzu açığa vuruyorsunuz. Yalnız demokrasinin vicdan hürriyetini hakkiyle sağladığını ve Atatürk inkilâbının bu demokrasiye yol açtığını ağzınızdan Türk milletinin duymağa tahammülü kalmamıştır. Demokrasinin en mükemmel örneğini Cumhuriyet idare tarzının gösteridğinden resmî kitaplarda ve nutuklarda bahseden C.H.P. kara kâbusu değil midir? Sizin gibi hatipleri yirmi beş senedir hep böyle ötüp dururken bütün Türkiye’yi bir sömürge sayan, bütün Türkiye Türklerini hayvan muamelesine tabi tutan bir avuç sefih ve sarhoş ayak takımları değil midir?’’

1948 yılınan Mart ayında yayımlanmış “Doğan Güneş” dergisinin 10’uncu sayısındaki “Tenkit ve Tahlil” yazısının girişidir bu paragraf.

İki ay sonra, 1950’de başlayacak DP iktidarına kadar, iki yıllık sürede Milli Eğitim Bakanı da olacak Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu’na bizzat adı başlığa konarak yazılmış bu makale, “Siyasi tarihimizde CHP’den daha cahilini gösteremezsiniz” iddiasıyla sona gelirken, bitiş paragrafını da aynen alıyoruz.

“Size teklif ediyorum: Zerre kadar namusunuz ve bir damla şerefiniz varsa bu yazdıklarıma cevap veriniz. Cehaletinizi idrak ederek hatalarınızı itiraf etmek faziletini gösterebildiğiniz takdirde kaleminizi kırın ve dilinizi keserek bir kenara sinin. Çünkü Türk milleti sizlerden nefret ediyor.”

Milli Şef yıllarına dahil bir 1948’de, Kürsü şeyhi Mehmet Cemal Öğüt, son Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Fahreddin Razi’den alıntılarla, bugünlerde yine gündem olan “İslam dininde fırkalar” izahlarıyla, dini yayınlardan sayacağımız bu muhalif dergiyi, günümüzün şartlarında, sınırları çok genişlemiş özgürlük alanlarımızı dikkate alarak düşündüğümüzde, varacağımız kanı galiba şöyle olur: O günlerdeki baskılarını gerek ve yeter gören iktidar, bahis mevzuu ettiğimiz dergiyi ve yazarını hukuken muhatap almamış ve “Soruşturma başlatılmıştır” gibi bir haberi gazetelerine yazdırmamıştır.

Milli Şef iktidarının bu rahatlığı, o günlerin baskıcılığını okuyanlara hayal ettirirken, bugünleri yaşayan özgür gazeteciler olmaklığımızla da bizleri övündürmektedir.

1973 yılı olmalı. MTTB’de, Prof. Dr. Tahsin Banguolu’na vefa programı düzenlenmişti. O gün tanımaya çalıştığım merhum Banguoğlu Hocanın hitabının moral ve gurur veren şu cümlesi kaldı aklımda.

“Ben sizin kıymetinizi ancak bu yaşımda anlayabildim (anladım). Bu ülkenin geleceği ve yegane gençliği sizlersiniz.”

“Doğan Güneş” dergisinden konu ettiğimiz yazı içindeki bir iddiası da şöyledir yazar İbrahim Sezer’in.

‘’Görüyorsunuz ki kendi Partinizin bilgini geçinen siz, Parti dışında avam seviyesinde bir haldesiniz. (İslâmiyetin, Çehreleri) tefrikamızda Batı cemiyetlerinin en yetkili ilim adamlarının şu şehadette bulunduklarını ibretle görürsünüz: Tecrübe ve müsbet ilimi Avrupa’ya öğreten Müslümanlar yani medresedir. Sizin hükümlerinizin bütün hadleri yanlıştır. Size şu kadırını söyliyelim: Hilâfeti yıkmak ve yeni kanunları eskilerinin yerine koymak için dayanılan ilmî delillerini Mustafa Kemal’e ancak medrese tahsili görenler verebilmişti. Şimdi bile etrafınıza bakın:

En kuvvetli ilim ve fikir adamlarımız her yerde onlardır.”

Harp var Ortadoğu’nun bir tarafında.

Çocuk katili, kurucu önder yapılır bir yanında.

Yüzyetmiş kız çocuğu bombalanır okulunda.

Japon üzüntüleri paylaşılır animasyonlarda…

Gözümüz SP Genel Başkanı Sayın Mahmut Arıkan’da:

“Biz aynı kaderin, aynı tarihin, aynı acının insanlarıyız!”


© Milli Gazete