Enflasyon rakamları değil, vicdanlar açıklandı
TÜİK’in Aralık ayı enflasyon oranlarını açıklamasıyla birlikte, rakamlar bir kez daha soğuk yüzünü gösterdi. Ama asıl açıklanan şey oranlar değil, vicdanlardı. %0,89… Kâğıt üzerinde makul, grafikte yuvarlak, tabloda “istikrarlı” görünen bu rakam, milyonlarca emeklinin sofrasında eksilen ekmek, alınamayan ilaç, ertelenen bir doktor randevusu olarak karşılık buldu.
En düşük emekli aylığı 18.938 TL’ye yükseldi deniyor. “Yükseldi” kelimesini özellikle tırnak içine almak gerekir. Çünkü bu yükseliş, açlık sınırının çok altında, yoksulluk sınırının ise kilometrelerce gerisinde. Bugün toplumun yaklaşık `’ı bu gelir bandında yaşamaya mahkûm edilmiş durumda. Bu, artık yoksulluk değil; hayatta kalma mücadelesidir.
Geçmişe bakalım… 1990’larda, 2000’lerin başında enflasyon çok daha yüksekti, evet. Ama o dönemlerde emekli maaşıyla en azından mutfak dönebilirdi. Pazara gidilir, filesi yarı da olsa dolu dönülürdü. Bugün ise enflasyon “düşük” deniyor ama markette etiketler haftada bir değişiyor. Demek ki mesele yalnızca enflasyon oranı değil; hesaplama yöntemi, sepet içeriği ve kimin hayatının baz alındığıdır.
TÜİK’in rakamları, yıllardır aynı eleştirinin odağında: Gerçek hayatla bağını koparmış bir istatistik dünyası. Çünkü o sepetlerde emeklinin tükettiği ne kadar var? Pazardan yarım kilo sebze, eczaneden katkı payı, elektrik faturası, kira artışı… Bunlar hangi yüzdelik dilimde?
Bugün tavana bakmayı kimse düşünmüyor. Çünkü tavan ile taban arasındaki mesafe Ağrı........
