Milli Görüş ruhuna ne oldu?
Hocamızın “heyecan” istediği o meşhur salondan yazıyoruz. Sevinmeyi, coşkuyu, üzülmeyi, gözyaşlarını, öfkelenmeyi, hakkı haykırmayı, koşmayı ama yorulmamayı emir telakki ettiğimiz yerden… Ülkemizin ve tüm ümmetin akıbetini deliler gibi dert ettiğimiz yerden… Sıkmaktan parçalanan, kan toplayan yumruklarımızın dahi farkına varmadan bekliyoruz… Ağzımızda yeni sayılabilecek bir ezgi... “En büyük sloganım bu daimen Allahuekber!” Bizim dışımızda da bir dünya kaynıyor sevda ile… Mahşer yeri kalabalığı gibi ama hiç durmuyorlar… Mücahit Erbakan! Mücahit Erbakan! Mücahit Erbakan! Duvarlara tevhit sancakları asmış delikanlılar… Edeple arka koltuklarda yerini almış çarşaflı saliha ablalar… Salonun bir ucundan bir ucuna koşturan, Tevhit bandanalı çocuklar… Her bir katılımcının yüreği ağzında… Çünkü gönüllere nur, ümmete onur geliyor… “Yollara güller dökün… O geliyor… O geliyor… O geliyor o… Ay parçamız, güneşimiz, sultanımız… Geri geliyor…”
Evet. Şimdi o üniversiteli gençlerle dolu salona hitap eden kişi ümmetin halifesi, Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan…
“Önümüzde yapacağımız hizmetleri konuşmak en önemli görevimiz, bunun için sizden demin çehrelere bakın ricasında bulundum. Sebep nedir biliyor musunuz? Bir şey istiyorum! Heyecan… Heyecan… Heyecan… Neyin heyecanını istiyorum biliyor musunuz? Resimlerde Gazze’de görüyorsunuz varoşlarda yaşayıp, şehirlerin kenarındaki çöplüklerinden evine yiyecek toplayan çocukları kurtarmanın heyecanını istiyorum. Filistin’deki savunmasız yavruyu üzerine sıkılan kurşundan kurtarmak için heyecan istiyorum. Afrika’da en basit bir ilacı bulamadığı için ölen küçük yavrunun kurtulması için heyecan istiyorum. Biz Elhamdülillah Müslüman’ız. Hayrı ikame etmek ve şerri ortadan kaldırmak inancımızın gereğidir. Bu yolda bütün gücümüzle çalışmakla zaten görevliyiz. Heyecanını niçin istiyoruz? Bu çalışmaları canla başla noksansız yapalım diye…”
Program bitiyor. Görev yerlerine dönüyor cihat teşkilatımızın güzide evlatları… Biz o salonda kalıyoruz ruhu yazmaya devam etmek için... Ancak yazamıyoruz. Bu aralar ruhu kaybetmiş durumdayız. Bir şeyler ters gidiyor. Bir yerlerde bir yanlış yapıyoruz. Ama kırk kafadan kırk farklı ses çıkıyor. Kimse ruhun nereye ve nasıl kaybolduğunu bilmiyor. Bundan sebep derhal ruhu aramaya çıkıyoruz. Gazamız mübarek olsun inşallah.
Osmanlı imparatorluğu yıkılmış. Yeryüzünden Allah nizamı kaldırılmış. Harf inkılabı adı altında 1400 yıllık ilim yolumuz tarumar edilmiş… Ruhu kaybettiğimiz yerde yani can ülkemizde aramaya başlıyoruz. En kutsallarımızın yıkıldığı, kaldırıldığı, tarumar edildiği adresi soruyoruz. Bizim mahalle çıkıyor. Konumu yaklaştırınca bizim evi görüyoruz. Fail olarak bizi işaret ediyor tarih, bizi suçluyor mekân, bize hayret ediyor Fatih Sultan, Abdülhamit Han… Bizden hareket bekliyor evlatlar…
Türkiye, Müslümanların imparatorluk yolculuğunun başladığı yerdir. Yüzyıllar boyu hilafet emanetinin muhafaza edildiği topraklardır. Bir gün Filistinli bir hocama sordum. Dedim ki Mısır, Ürdün, Suriye, Libya, Filistin gibi ülkeler tamamı bir zamanlar Osmanlı toprağıyken, İstanbul payitahtın başkentiydi. Bugüne baktığımızda bu saydığım ülkelerin halklarında, Türkiye’den çok daha bilinçli, samimi bir Müslümanlık görüyoruz. Sebebi hikmeti nedir?
Dedi ki senin de söylediğin gibi, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca dünyaya İslam mührünü vuran yegâne imparatorluktur. İslam tarihinde eşi benzeri görülmemiştir. Siyonizm ve batılılar bu yüzden Osmanlı’yı kuran nesiller bir daha toparlanamasın, bir daha bu denli muazzam bir imparatorluk hayal dahi edemesinler diye sizden intikam aldılar. Yönetim şeklinizi dinsizleştirdiler. Dilinizi dinsizleştirdiler. Evlatlarınızı dinsizleştirdiler. Kimliğinizi hatırlayamayacak şekilde hafızasını sıfırladılar. Artık yeni nesilleriniz bırak cihanşümul Müslüman bir devlet kurmayı, Müslüman olduklarından dahi habersiz durumdalar…
Ruh Türkiye’de değildir. Çünkü siyonkemalizm, moderntayoizm, dinsizapoizm, faşizm, feminizm gibi hastalıklar ile cebelleşiyoruz.
Ruh Diğer Ülkelerde mi?
Müslüman olmayan hiçbir toplumda ruh olamaz. Ancak fitne olur. Zulüm olur. Ölüm olur. Sapkınlık olur. Ahlaksızlık olur. Ümitsizlik olur. O yüzden Müslüman olmayan ülkeleri pas geçiyoruz. Müslüman ülkelere bakacak olursak… Hiç tek tek isim vermeden, son derece fütursuzca genelleme yapalım. Büyük çoğunluğunu hatta neredeyse tamamının liderlerinin Siyonizm ile iş birliği içerisinde olduklarını gözlemlemek mümkündür. Kendilerine dokunmayacak yılanların varlığına inanıyor ahmaklar... Yıllardır kurbanlık koyun gibi sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar. Siyonist veya onların iş birlikçisi olan ahlâksızlarda herhangi bir ruhtan bahsetmek mümkün müdür?
Kalktık ve koşmaya başladık. Yolda Kur’an-ı Kerim okuyan çocuk canlara rastladık. Yüzlerinde hiç yaşamamış gibi bir tazelik var… Gözlerinde ahiret sevinci… Erbakan hocamızın bizi görevlendirdiğini, kâinatın öbür ucuna gitmemiz gerekse bile ruhu aradığımızı söyledik. Bize yol gösterdiler. Bir an dikkatimi çekti. Bir ellerinde hediye ettiğimiz balonlar diğer ellerinde Kur’an-ı Kerim tamam da… Arka ceplerindeki sapanlara anlam veremiyoruz en başta… Bu nur yüzlü çocuklar, kuş olan canlara kıyıyor olamaz ya…
Az ileride Yahudi köpekleri kesiyor önümüzü… İş birlikçi Gazzeli çeteler haber vermiş geldiğimizi… Ruhu aradığımızı… Biz korkudan tir tir titrerken… O şirin küçük çocuklar, bir anda büyüdüler sanki… Ellerindekileri bize teslim edip, yüzlerini kefiyeleri ile kapattılar. Sapanlarını çıkardılar, taş topladılar ve kahkaha atarak koşmaya başladılar Yahudilerin üzerlerine… Orada anlıyoruz o sapanların ne işe yaradığını… Şeytan taşlamak içinmiş… Boş zamanlarda Yahudi tepeliyormuş bizim rehber evlatlar… Koştukları menzil de şehadetmiş makamıymış… O yüzden bu kadar neşelilermiş. Dünya hayatında ulaşabilecekleri en üst mertebe yani şehit olarak Rablerine kavuşacakları için…
Tamam Gazze halkı mücahittir. Şehittir. Aslandır. Kahramandır. Doğrudur ama onlardan da hainler çıkabiliyor. O halde Gazze’de bile olmayan bu ruh nerede? Hilafet nereden kurulacak tekrar? Kim bu akan kanı durduracak? Kim bu zalimlerin boynunu kıracak?
“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: “Ruh rabbimin emrindendir ve size pek az bilgi verilmiştir.” (İsra-85)
Her zaman olduğu gibi cevap Kur’an-ı Kerim’dedir. Tüm sorular ve cevapların Rabbine hamd olsun. Ruh bir yerde değildir. Ruh Rabbimizin iradesidir. Emirdir. Ol der ve oluverir. Devletlerin, milletlerin, memleketlerin, derneklerin, partilerin, cemaatlerin, cemiyetlerin ruhu yoktur. Topluluklar, bireylerden oluşur. Bireylerin ruhları vardır. Eğer Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamız gibi bir ruha sahipseniz, aşılmayacak engel, kurulmayacak dernek, fethedilmeyecek memleket yoktur Allah’ın izniyle… Hasan El Benna gibi insanlar Mısır’ı, Aliya gibi insanlar Bosna’yı, Şeyh Ahmed Yasin gibi ruha sahip insanlar Gazze’yi ve daha niceleri, nice beldeleri İslam kıldılar. Allah onlardan razı olsun.
Soran olursa söylersiniz. Milli Görüş’ün asıl ruhu Necmettin Erbakan Hoca’mızdır ve vefat etmiştir. Allah rızası için çalışmaya çabalamaya devam edeceğiz.
Eğer yolun sahibini Erbakan, yolun adını Milli Görüş zannediyorsanız… Kötü haber… Sizin için yol ölmüştür. Yok yolun sahibini Allah (C.C.) olduğuna iman ediyorsanız, yolun İslam olduğuna iman ediyorsanız, yol ezeli ve ebedidir. İnanlara da yola da dünyada ahirette ölüm yoktur. Allah’a emanet olunuz.
“Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah’a asla bir zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.” (Al-i İmran-144).
