menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gençliğe Hitabe Tahlil

13 0
06.01.2026

Uzun zamandır üstatlarımızın şiirlerinden bir tahlil serisi başlatmaya niyetlenmiştim. Gerçek Müslümanların ve gerçek şairlerin kaleminden, ruha şifa şiirlerin tanıtımını yapmak maksadıyla… İlk olarak lise yıllarımızda okuduğumuzdan beri yüreğimize ve zihnimize nakşettiğimiz bu güzide eser ile başlamak nasipte varmış… Gençliğe hitabe derken, Müslüman gençliğe hitabe… Üstad Necip Fazıl’ın kaleminden… Şiiri ince ince tahlil etmeye başlamadan önce dönemin şartlarından ve şairin kimliğinden kısaca bahsetmekte fayda var.

Necip Fazıl Kısakürek… 1934 yılında Abdulhakim Arvasi ile tanışana kadar eğlence hayatından vazgeçemeyen entelektüel bir yazar… Arvasi ile tanışmasını miat kabul eden üstat, derin bir tövbe ve tefekkür sürecinden sonra yıllarca İslam şairi, üstad olarak anılmıştır. Bu algının sebebini biraz daha somutlaştıracak olursak… 1943-1978 yılları arasında 512 sayı çıkan Büyük Doğu dergisi ile İslami camiaya yön veren büyük bir mütefekkir-şairdir. Antikapitalisttir. Antiemperyalisttir. Antisiyonisttir. Batıdan ve temsil ettiğin fikriyattan nefret eder. Tasavvufçudur. Cesurdur. Adam gibi adamdır. Yanardöner değildir. Mevzu bahis Gençliğe Hitabe şiirini 1975 yılında yazmıştır. 1983 yılında vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun.

Tahlil

“Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... "zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...”

Üstat, şiire başlarken ne istediğinin altını çizerek başlıyor. Vatanın, milletin, ümmetin neye ihtiyacı olduğunun altını çizerek belki de… Bir gençliğe ihtiyacımız var. Çünkü gençlik gelecek demektir. Çünkü gençlik akan deli kan, aksiyon demektir. Çünkü gençlik kaybedilebileceklerin farkında olmamak… Sadece feda edilebileceklere odaklanmak demektir. Hem de sıradan bir gençlik değil, sorumluluk sahibi bir gençlik isteniyor… Zaman kavramının önemini bilen… Geçmişini bilen… Geleceğini bilen… Anın kıymetini bilen… Mekânın bilincinde… Bastığı toprağın şeceresini tek nefeste çıkarabilen… Olanları, olmakta olanları bilen, olacak olanları çok iyi kestirebilen bir gençlik…

“Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında, ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında "belhümadal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören...

Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...”

Bir şair düşünün… Bir şiirin bir paragrafında, 600 yıllık bir devletin tarihçesini, derin analizler ile nakşetmiş olsun. Üstad, gençliğe hitabenin bu kısmında Osmanlı Devleti’nin nasıl kurulduğunu, nasıl yoğrulduğunu, nasıl yorulduğunu ve nereden vurulduğunu anlatıyor. Analiz yapıyor. Yargılıyor. Sonuca bağlıyor. Motive ediyor. Gençlere ev ödevini veriyor ve paragrafı tamamlıyor. Bize de beşinci devreyi açmak kalıyor.

“Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir nida kopararak "mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik... Halka........

© Milli Gazete