Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (329)
Müslümanlık düşmanı Kemalizme göre, domuz eti yemek de ilerilik! Bu fikrin sözcüsü ise, Mustafa Kemâl’in değişmez Hâriciye Vekîli!
Nevyork’ta münteşir haftalık Time mecmûasının 15 Ağustos 1927 târihli nüshasında (s. 12), Mustafa Kemâl’in Macedonia Risorta günlerinden beri yakın arkadaşı ve değişmez Hâriciye Vekîli Tevfik Rüştü hakkında kısa bir röportaj var. “Yakın-Şark’ın belki en fazla korkulan ve sayılan Devlet adamı” olarak tanıtılan “Koca Tevfik Rüştü Bey”, Time’ın muhâbirine, birkaç cümleyle, “Kemalist Türkiye”nin muvaffakiyetlerinden bahsediyor. Bunlardan başlıcası, “Şapka İnk̆ilâbı” sâyesinde zihniyetlerde meydana gelen cezrî tahavvüldür. Bu “İnk̆ilâb” sâyesinde, “eski düşünce kalıplarından”, dîğer tâbirle islâmî hassâsiyetinden, “dînî hurâfelerden” uzaklaşan (Dînsizleşen), böylece “hürriyetine kavuşan” yeni nesil (Kemalist nesil), Müslümanlık tarafından tahrîm edilmiş domuz etini yemekte artık beis görmemektedir. “O domuz eti ki en iyi gıdâlardan biridir”!
Kemalist “ilericilik”, böyle bir şey!
Time’ın röportajının tercümesini, aşağıda, tam metin hâlinde ve aslıyle berâber ik̆tibâs ediyoruz:
“Kaybolmıya yüz tutan inanclar
‘- Domuz eti, iyi bir gıdâdır. Hattâ en iyilerinden biri! Dîn onu harâm kılmış olabilir; l̃âkin bir evvelki nesille berâber bu fikir de kaybolacaktır. Domuz etinden, ‘murdâr’ kabûl̃ edilerek, nesiller boyunca tiksintiyle uzak durulduğu hâlde, şimdi, genc nesil, bu eti yemektedir. (Turkey… Dying Beliefs… ‘Pork is a good food. One of the best. Religion may forbid it, but that idea will die with the older generation. While pork has been avoided with horror for generations as ‘unclean’ it is now being eaten by our younger generation.)’
“Bu sözler, geçen hafta, İstanbul’da, Yakın-Şark’ın belki en fazla korkulan ve sayılan Devlet adamı olan Koca Tevfîk Rüştü Bey tarafından sarfedildi. O konuşurken, ince ve mânâlı elleri, -bâzan örtülü kalan- düşüncesini kelimelerden daha iyi anlatır gibiydiler. Türk Hâriciye Vekîlinin gözleri, her zamân olduğu gibi, gözlüğünün kalın ve büyütücü camlarının altında, gayr-i tabiî derecede iri ve nâfiz görünüyorlardı. (Such were words spoken last week in Constantinople by the great Tewfik Rushdi Bey, perhaps the most wholesomely feared and respected Near Eastern statesman. As he talked, the slender, expressive hands of Tewfik Rushdi Bey soemed to articulate his meaning almost more effectively than his precise, somewhat mincing words. As always, the eyes of the Turkish Foreign Minister seemed abnormally large and penetrating by reason of the thick, magnifying lenses of his glasses.)
(Time, 15.8.1927, p. 12)........
