menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimin hâl ve gidişâtı

24 0
05.05.2026

Hâl; durum, vaziyet, tavır ve kişinin içinde bulunduğu ruhsal ya da fiziksel konum olarak anlamlandırılır. Hâl, yalnızca görünen bir durum değil, insanın iç âlemini, karakterini, ahlakını ve yaşama biçimini de kapsayan daha derin bir kavramdır. Gidişât ise bir işin, olayın veya durumun ilerleyiş biçimi, seyri, sonucu belirleyen yön olarak tanımlanır.

Gidişât, başlangıçtaki hâlin zaman içindeki yansıması; insanın tavrının, tutumunun ve tercihinin davranışa dönüşmüş çizgisidir. Hâl, insanın içindeki manevî birikim; gidişât ise onun hayata bıraktığı izdir.

Hâl; yalnızca bir anlık psikolojiyi değil, aynı zamanda insanın değerler sistemini de yansıtır. Bir çocuğun paylaşmayı öğrenmesi, bir gencin sorumluluk bilincini geliştirmesi, bir yetişkinin adaletli olması hep hâlin durumuna bağlıdır.

Zaman içinde karnelerin içeriği, toplumun eğitim anlayışındaki dönüşümü de açıkça yansıtmıştır. Osmanlı’da sıbyan mektepleri ve rüştiyelerde öne çıkan dersler arasında Kur’an-ı Kerim, Malumat-ı Diniyye, Ahlâk, Edeb, Hüsn-i Hat, Hesap ve Kıraat bulunurdu. Özellikle “Ahlâk” ve “Edeb” dersleri, bireyin davranışını, terbiyesini ve toplum içindeki yerini şekillendirmeyi amaçlardı. Bu dönemde maarif anlayışı, bilgiyi karakterle bütünleştirmeyi esas alıyordu.

Tanzimat Fermanı’nın (1839) etkisiyle Osmanlı eğitiminde Fransız merkezli modern okul modeli örnek alınmaya başlandı. Bu dönemde, geleneksel eğitim dili ile modernleşme arasında ikilik oldu. Cumhuriyet’in ilanı (1923) ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu (1924) ile eğitimdeki reformlar, eğitimde birlik sağlayarak okullaşmayı yaygınlaştırdı ancak dinî ve ahlakî çerçevenin kamusal eğitimdeki ağırlığını azalttı ve değer aktarımının yöntemini değiştirdi.

1940’larda Köy Enstitüleri, pragmatist ve üretim temelli Batı pedagojisinden etkilenerek uygulamalı eğitimi öne çıkardı. Bu atılımlar kırsal kalkınma, öğretmen yetiştirme ve eleştirel düşünme açısından önemli katkılar sağladı fakat ideolojik yönelim tartışmalarını da doğurdu. 1950 sonrası çok partili dönemde daha muhafazakâr taleplerle din eğitimi yeniden görünürlük kazanarak İmam Hatip Okulları açıldı. 1980 sonrası küreselleşme, sınav merkezli rekabet ve neoliberal politikalar, başarıyı ölçülebilir akademik performansa daha fazla bağladı. 2005’ten itibaren yapılandırmacı yaklaşım, öğrenci merkezli ve Batı kaynaklı pedagojik modelleri güçlendirdi. Eleştirel düşünme, beceri temelli öğrenme ve teknoloji kullanımını artırdı. Bu süreçte yerlilik düşüncesi zayıfladı, âdâbımuaşeretten yoksun bir tablo ortaya çıktı.

Bir öğrencinin bir kez saygılı davranması hâl olabilir fakat bunu yaşam biçimine dönüştürmesi gidişâttır. İşte bu nedenle eski Milli Eğitim karnelerinde yer alan “Hâl ve Gidişât” bölümü yalnızca akademik başarıyı değil, karakter gelişimini de önemseyen bir anlayışın göstergesiydi. Bu bölümlerde........

© Milat