İnsan, Kulluk, Anlam (2)
İlahî ikramdır âlemin varlık alanına çıkışı. Bize göre âlemlerin; bütün evren(ler)in, görünür-görünmez, madde ve madde dışı bütün kâinatın “yok/luk”tan “var olması” (ex-nihilo) olan yaratılış, sonsuz ve tükenmez kerem sahibi olan Allah’ın (cc) rahmaniyetinin gereğidir.[1] “İlk yaratma” sürecinde Allah’tan başka hiçbir “şey” yoktu. Dolayısıyla evrenin zuhurunda/var olmasında Allah’tan gayrı bir şeyin, bir kişinin, bir gücün dahli ve katkısının olduğunu ya da olabileceğini düşünmek aklî ve zihinsel arızadır.
Allah, kâinatın yani bildiğimiz, bilmediğimiz olmuş ve olacak bütün evrenlerin Yegâne Yaratıcısı’dır. Ve en büyüğünden en küçüğüne kadar bütün varlıklar Allah’ın Esma’sının (İsimleri) gereğince vücut bulmuştur.
Allah (cc) yaratmayı, içeriğini tam olarak bilemediğimiz ve (muhtemelen) asla bilemeyeceğimiz ama Rabbimizin Kur’an’da “6 gün/evre” dediği bir süreçte gerçekleştirmiştir.[2] Her nasıl olmuşsa olsun yarat(ıl)ma Rabbulalemin’in ezeli ve sonsuz rahmeti, ilmi, kudreti, iradesi ile olmuştur.
Sıra dünyadaki yaradılışa gelince bilimin de kabul ettiği gibi Allah “duman halinde” olan evrenin ilk oluşum safhasından sonra sırasıyla maden, taş gibi cansız denilen cemadattan sonra sırasıyla bitkileri, hayvanları ve en sonunda da “asıl gayesi” olan insanı yaratmıştır. İnsan için “asıl gaye” dedik, çünkü yaradılış skalasının en sonunda insanın yer alması ile yaradılıştaki gaye arasında sıkı bir ilişki vardır.
Aynı şekilde insanoğlu, daha önce yaratılış süreçlerini tamamlayan varlıklardan ve dolayısıyla kâinatın bütün unsurlarından nüveler taşımaktadır. Bu da insanı........
