menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yener Orkunoğlu yazdı: Her askeri başarı, siyasal ve hukuki zafer değildir

10 0
08.01.2026

ABD, ilk aşamada askeri gücünü göstermiş olabilir. Ancak askeri güç, siyasi, hukuki ve ahlaki üstünlük anlamına gelmez.

Tarihte eşi görülmemiş bir olaya tanık olduk. Haydut ABD, devlet başkanı Maduro ve eşini kaçırarak, ayaklarına zincir vurarak, kan, şiddet ve vahşet dolu tarihine yeni bir sayfa ekledi.

Venezuela halkının bu olayı önce hazmetmesi gerekir. Fakat Maduro’nun kaçırılması her şeyin sonu değildir. Öcalan da kaçırıldığında, Kürt halkı ve PKK bir şok yaşamıştı. Kürt hareketi, belli bir sarsıntı geçirdi, ama yıkılmadı. Ancak Venezuela halkının sersemlediğini atlatıp, direnişe geçmesi muhtemeldir. Venezuela’daki durum ve halkın tepkisi hakkında henüz bilgimiz yok.

Süreç içerisinde gelişmeleri göreceğiz. Ülkeyi savunmak için 4,5 milyon sivil milis gücünün bulunduğu söylenmektedir.

Maduro ve eşinin kaçırılması, Maduro’nun ihanete uğradığını gösteriyor. Bilindiği gibi ABD, Maduro’nun başına 50 milyon dolarlık ödül koymuştu. Bir devlet başkanının evinden kaçırılabilmesi, hem gizli servislerin hem de ordunun satın alındığını göstermektedir.

ABD’nin ve Trump’ın gücünü abartmamak gerekir. Bilindiği gibi Trump, 24 saatte Ukrayna-Rusya savaşını sonlandıracağını ilan etmiş, fakat bunu başaramamıştır. Engels’in ilginç bir görüşü vardır: Güçlü devletlerin veya güçlü örgütlerin başında olan bazı şahıslar, kendilerini dev aynasında görürler. Her şeyi yapabileceklerini sanırlar; ancak gerçekliğin sert kayalarına çarparak, uzun vadede örgütlerine veya devletlerine zarar verirler. Trump da kendini dev aynasında gören bir şovmen.

Burada bir not düşmek isterim: Trump, ABD’nin çöküşüne ivme kazandıran biri olarak tarihe geçecek.

Venezuela devlet başkanını kaçırarak, onu elleri kelepçileri olarak ekranlarda göstermesi, sadece Venezuela halkının değil, bütün Latin Amerika ülkelerinin aşağılanmasıdır. Bu ülkeler, uzun vadede birleşerek ABD’ye karşı direnebilirler.

Birkaç yıldır, olguya dikkat çekmek istiyorum: ABD’nin asıl derdi Çin; hem Ortadoğu’daki hem Venezuela’daki operasyonların amacı, Çin’i enerji kaynaklarından mahrum bırakmaya çalışmak.

Uzun zamandır küresel korsanlık rolüne soyunmuş olan ABD, 2025 yılında Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi yayımladı. Bu belgede “Monroe Doktrini“ne yeni bir biçimde geri dönüldüğü ileri sürüldü. Daha doğrusu, doktrinin özü çarpıtılarak “Trump Tarzı Monroe Doktrini“ ortaya çıktı.

Bilindiği gibi 1823 yılında, ABD Başkanı James Monroe tarafından açıklanan doktrin, Monroe Doktrini olarak adlandırılır. Bu doktrininin esas olarak iki amacı vardı:

Birincisi, Avrupa’nın Amerika kıtasında yeni sömürgeler edinmesini ve bağımsızlıklarını yeni kazanmış Amerikan devletlerinin iç işlerine karışılmasını önlemekti.

İkincisi, ABD’nin dış politikasının temellerini savunmacı bir anlayışa dayandırmak idi.

Amerikalı iktisatçı Jeffrey Sachs’ın da belirttiği gibi Monroe Doktrini’nin üç temel ilkesi söz konusudur.

İlk iki ilke Avrupa’ya yönelik açık bir uyarı niteliğindeydi.

Birinci ilke şuydu: Avrupa sömürgeciliği, Amerika kıtasında son bulmuştur. Avrupa, Amerika kıtasında artık yeni sömürgeler kuramayacak. İkinci ilke: Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’da bağımsızlığını kazanmış devletlerin iç işlerine karışmayacak. Üçüncü ilke ise karşılıklılık esasına dayanıyordu. Avrupa’nın Amerika’ya karışmaması karşılığında, ABD de, Avrupa’nın iç işlerine karışmayacaktı.

Doktrinin güncel kullanımı şu şekillerde çarpıtılmaktadır:

Savunma değil, müdahale aracı:

Orijinal doktrin, bölgeyi dış sömürgeciliğe karşı korumayı amaçlarken; Trump yönetimi bunu Latin Amerika ülkelerine (özellikle Venezuela, Küba ve Nikaragua gibi) müdahale etmek, rejim değişikliğini talep etmek ve bu ülkelerin iç işlerini kontrol etmek için kullanmaktadır.

Çin ve Rusya’ya karşı bir silah:

Orijinal metin Avrupalı imparatorluklara yönelikti. Trump, bunu günümüzde Çin ve Rusya’nın bölgedeki ekonomik ve siyasi etkisini tamamen kesmek için bir araca dönüştürmüştür. “Burası bizim arka bahçemiz” mesajını daha sert ve tek taraflı bir dille vermektedir.

Küresel sorumluluktan kaçış:

Orijinal doktrinde yer alan “Avrupa’nın işlerine karışmama” kısmını, Trump yönetimi, NATO ve diğer........

© Medyascope