menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yener Orkunoğlu yazdı – Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Türkiye: 2025 yılı bilançosu

13 0
latest

Öncelikle, tüm okurların yeni yılını en içten duygularımla kutlayarak, sağlık, huzur, mutluluk ve bol kazançlı bir yıl temennisiyle yazıma başlamak istiyorum. Bu yazımda 2025 yılı için genel ve kısa bir bilanço çıkarmaya çalışacağım.

2025 yılı, küresel ve bölgesel krizlerin derinleştiği, ancak Türkiye için içsel bir dönüşüm umudunun filizlendiği oldukça kritik bir dönem olarak, tarihin kayıtlarına geçti.

Asya, Avrupa, Ortadoğu ve Türkiye özelinde ortaya çıkan tabloyu, ekonomik, siyasal ve toplumsal-kültürel boyutlarıyla, çok kısa olarak özetlemek istiyorum.

BRICS eksenindeki yakınlaşmanın Batı (ABD ve Avrupa) üzerindeki etkileri sarsıcı oldu. 2025 yılı itibarıyla bu tablo artık bir “nizalaşma” değil, yeni bir dünya düzeninin ilanı niteliğini taşımaktadır.

Güç ekseni Batı’dan Asya’ya kaymıştır. Çin’in ekonomik kapasitesi, Rusya’nın askeri gücü ve Hindistan’ın demografik ağırlığı birleşerek Batı’nın “kural koyucu” rolünü ciddi ölçüde zayıflatmıştır. 2025’te BRICS, sadece bir ekonomik blok olmaktan çıkarak, BM Güvenlik Konseyi’ne alternatif bir siyasi çekim merkezi haline gelmiştir.

Hegemon güç olma rüyasıyla, tek kutuplu dünya döneminin alışkanlıklarından kurtulamayan Batı, çok kutuplu düzene uyum göstermekte zorlanıyor.

Avrupa Birliği ise büyük bir siyasal ve ekonomik sıkışmışlık yaşıyor. ABD’ye olan güvenlik bağımlılığı ile Çin ve Hindistan’a olan ticari bağımlılık arasında kalan Avrupa Rusya ile kopan bağları nedeniyle stratejik olarak yalnızlaşırken, Hindistan’ın Rusya ve Çin ile kurduğu “esnek ortaklıklar” Avrupa diplomasisini giderek etkisizleştiriyor.

Rusya’nın Avrupa bankalarındaki varlıklarına el konulması Asya ülkelerinin, dolarsızlaşma politikasına ivme kazandırdı.

Çin ve Rusya öncülüğünde, Hindistan’ın da yerel paralarla ticaret kararı alması, ABD dolarının küresel rezerv para hegemonyasını sarsmaya başladı. Bu durum ABD için “borçlanma maliyetinin artması” anlamına gelir.

Diğer ilginç bir nokta, Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımların Çin ve Hindistan pazarları sayesinde etkisizleşmesi ve ekonomik yaptırımların artık güçlü bir siyasi silah olmaktan çıktığının anlaşılmasıdır. Rus enerjisinin Doğu’ya yönelmesi, Çin ve Hindistan’a ucuz maliyet avantajı sağlarken; Avrupa, ABD’den pahalı LNG almak zorunda kalarak sanayide rekabet gücünü kaybetmiştir.

Küresel Güney’in (BRICS ) yükselişi, ABD ve Avrupa’da hayat pahalılığına ve “refah kaybına” yol açmış ve bu durum, Batı toplumlarında hükümetlere karşı öfkeyi ve aşırı sağ/popülist hareketleri beslemeye başlamıştır.

Çin’in “Otoriter Kalkınma” ve Hindistan’ın “Milli Yükseliş” modelleri karşısında “Liberal Demokrasi” modeli cazibesini yitiriyor. Dünya toplumları artık refah için Batı’ya bakmak zorunda hissetmiyor.

Hindistan ve Çin’in yükselen refah modeli, “liberal demokrasi olmadan da kalkınma mümkündür” algısını güçlendirerek Batı tarzı yaşam biçiminin evrensel cazibesini zayıflattı. Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Batı’nın dünyayı “Demokrasiler vs. Otokrasiler” şeklindeki bölme stratejisini boşa çıkardı. Dolayısıyla Asya ülkelerinde yaygın liberal demokrasi anlayışından bir ideolojik kopuş yaşanıyor.

Çok kutuplu bir dünya düzeni kurulurken, güç dengesi BRİCS ülkeleri lehine değişmektedir. Avrupa’nın enerji........

© Medyascope