menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Olmasaydı derdimiz, söyler miydi Ferdi Abimiz?

11 12
03.01.2026

İlk zamanlar çok ilgilenmiyordum ama 1975 sonrası yıllarda çevremden pek çok kişinin Ferdi Tayfur şarkıları dinlediğini görüyordum. O yıllara kadar Orhan Gencebay şarkıları revaçtayken, Çeşme şarkısıyla ünlenen Ferdi Tayfur, peş peşe yaptığı albümlerle bir anda yaygınlaşmıştı. Sadece Ferdi Tayfur şarkısı dinlemek değildi mesele, ona yönelik inanılmaz bir sevgi, bir kendinden görme, aşırı benimseme ve sahiplenme duygusu hâkimdi dinleyenlerde.

Yengemin kardeşi Mesut Özbal abi, Ferdi Tayfur hastasıydı; sanırım ilk ondan duymuş, dinlemiştim. Arkadaşlarıyla birlikte sürekli onu dinliyorlar, dinlerken de kendilerinden geçiyorlardı. Daha sonra annemin bir arkadaşının evine gitmiştik. Otuz yaşlarında olan evin bekâr oğlu, odasının her tarafına Ferdi Tayfur posterleri asmış, sağa sola kasetlerini yaymış, sürekli Son Sabah şarkısını dinliyordu. Sonradan öğrendim, adını şimdi hatırlayamadığım o abi meğer sevip sevilmeyenlerdenmiş. Sevdiğini unutamadığı için Ferdi Tayfur şarkılarıyla teselli bulmaya çalışıyormuş. Bildiğim kadarıyla hiç evlenmemiş.

Ben 17 yaşlarında filandım, koca koca adamların bir şarkıcıya bu kadar bağlı olmalarına şaşırıyordum.

Çeşme şarkısıyla şöhret olmuştu ama Ferdi Tayfur’u asıl büyük kitlelere ulaştıran “Benim Gibi Sevenler” şarkısıydı. Herkesin dilindeydi bu şarkı. Çok içten yanık sesi, şarkıda hıçkırması, arada of of çekmesi, şarkının müziği, damardan sözleri oldukça etkileyiciydi.

“Her gecenin sabahında başım yine döner döner
Getirmiyor seni bana, kısa kalıyor geceler, geceler
Bir ben miyim diyeee ooof, baktım ki etrafıma
Hepsi doğuştan sarhoş, benim gibi sevenler, hıhıh sevip sevilmeyenler

Bakarsın kesilir sana gelen bu sesim
Şunu bil ki vefasız ismindir son nefesim
Sen acı çekerken sanma ki ben mutluydum
Senden gelen dertlere biterken başlıyordum”

Ülkede siyasi çalkantılar sürer, günde on beş yirmi kişinin ölümüne sebep olan anarşi hızını daha da artırır, ekonomik krizler zirve yaparken, böyle bir dönemde bütün sevip sevilmeyenler, feleğin sillesini yiyenler, ayrılık acısı yaşayanlar, komşu kızını sevip karşılığını alamayanlar, sevdiklerini unutamayanlar, ne kadar dert çekenler varsa Ferdi Tayfur şarkılarıyla kendilerinden geçiyordu. Herhâlde Ferdi Tayfur’un bizzat kendisi de sevip sevilmediği, çileli bir hayat çektiği, derin bir aşk acısı yaşadığı için olsa gerek, yanık yanık, ağlaya ağlaya, hıçkıra hıçkıra söylüyordu şarkılarını.

Evlerdeki teyplerden Ferdi Tayfur şarkıları mahalleyi inletiyor, sokaktan geçen arabalardan Ferdi şarkıları duyuluyordu. Dolmuş minibüslere bindiğimizde Ferdi Tayfur dinliyorduk.

“Seni üzgün görsem ben kahrolurum” diye başlayan Derbeder şarkısı, “Benim gibi sevenler sevip sevilmeyenler” şarkıları adım başı karşımıza çıkıyordu. “Batan güneş beni de al, durmam artık bu yerlerde”, “Ben şimdi sensiz kaldım, bağrıma taş basacağım, benim sevgim gerçek sevgi, ölsem de seveceğim” gibi şarkıların sesi her yerden duyuluyordu.

Ferdi Tayfur sadece dinlenmiyordu, millet ayrıca akın akın filmlerine gidiyordu. Çeşme filmi 7 milyon, Derbeder filmi 5 milyonu İstanbul’da olmak üzere toplam 12 milyon kişi tarafından sinemaya gidip izlenmişti. Artık bitti denilen sinema Ferdi Tayfur filmleriyle yeniden dolup taşıyordu. Filmler şarkıları kadar etkileyiciydi. Zaten filmin konusu çok da önemli değildi, TRT’de izleyemedikleri Ferdi Tayfur’u şarkı söylerken dinlemekti bütün amaç.

Filmlerin konusu da şarkılara çok uyumluydu, sevip sevilmeyenleri anlatıyordu. Sevdasına kavuşamayan, çiftlikte çalışan, tarlalarda traktör kasalarında şarkı söyleyen Ferdi Tayfur, kavruk yakışıklı yüzüyle, o kimseye benzemeyen güzel sesiyle, uçuşan saçlarıyla seyredenleri coşturuyor, sinemada onu dinleyenler of olan of diye bağırıyor, kimisi içki, bira şişelerini yerlere fırlatıyordu.

Bir arkadaşın ısrarıyla Ferdi Tayfur’un Yuvasız Kuşlar filmine gittiğimde görmüştüm bu sahneleri. Filmde Ferdi Tayfur şarkı söyledikçe, sinema salonundaki insanların çoğu kendinden geçiyor, “Ölürüm sana Ferdi, helal sana Ferdi, öldürdün bizi Ferdi!” diye bağırıyorlardı. Bu sahnelerden ve Yuvasız Kuşlar şarkısından etkilenmiş, ben de Ferdici olmuştum. Bu şarkının sözleri günlerce dilimdeydi. Yıllarca da dinledim, hâlâ da dinlerim.

“Yeşeren ağacın dalında kuşlar
Sevinçten şarkılar söylemezler mi?
Hasretin kucağında sevda çekenler
Bir ömür boyunca sevemezler mi?

Yokluğun pençesinde derde düşenler
Ölünceye kadar ağlamazlar mı?
Sorma tek kelime anla hâlimden
Atma karanlığa tut ellerimden

Sensiz bu dünyada söyle neyleyim
Bir gün bir köşede çürür giderim”

Yuvasız Kuşlar kasetindeki bir ağacın altında oturmuş sarı gömlekli, kahverengi pantolonlu resmi bile çok etkileyiciydi. Gerçi o kasetin farklı versiyonları vardı. Bir kasette, kırmızı gömlek giymiş Ferdi Tayfur, Eminönü’nde Mısır Çarşısı’na bakan Yeni Camii merdivenlerinde güvercinlere yem dağıtıyordu. Başka bir kasette çizgili beyaz gömleğiyle ağacın altında oturuyordu. Nedense çoğunlukla sarı veya kırmızı gömlek giyiyordu filmlerde ve kaset resimlerinde.

O gittiğim sinemada, insanların ne kadar etkilendiğini görmüştüm. Sinema çıkışında çoğu gencin Ferdi Tayfur gibi saçlarını taradığını, onun gibi bir pantolon, sarı ya da kırmızı gömlek giydiğini fark etmiştim. Sinemadan çıkan kalabalıkta çok kimse Ferdi Tayfur........

© Medyascope