menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Işıl Öz’ün Murat Uyurkulak ile söyleşisi: “Umutsuz olmaya cesaretim yok”

25 0
18.09.2026

Son güncelleme: 18 Eylül 2026 -

Işıl Öz’ün Murat Uyurkulak ile söyleşisi: “Umutsuz olmaya cesaretim yok”

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Murat Uyurkulak, Işıl Öz’ün sorularını yanıtladı. Yeni romanı “Dipte” üzerinden Türkiye’nin yakın tarihinden bugüne uzanan karanlık atmosferi, toplumun dibe sürüklenmesini ve bu karanlık içinde umudu koruma çabasını anlattı. Yazarlık serüveninden şiirle ilişkisine ve üzerinde çalıştığı yeni senaryolara kadar pek çok konuya değindi.

“Unvanlarını yan yana yazmaya kalksan dünyadan aya yol olacak adamlar, en büyük dalkavuk yarışmasında canlı canlı birbirini çiğniyordu. Bu hallerini çoluk çocukları, torun torbaları görür de utanır diye hiç endişe etmiyorlardı. Kafalarını tokuştura tokuştura akıllarını kaybetmiş, birbirlerinin kopyası olup çıkmışlardı. Öpüşe yalaşa yüz hatları silinmiş, ifadeleri kaybolmuş, güneşin altında sarı sarı parlayan bir koca salkım sultaniye üzümüne dönmüşlerdi. İcap ettiğinde muazzam bir ahenkle hep beraber ağlıyorlar, işaret verildiğinde kusursuz bir koro misali hep bir ağızdan gülüyorlardı.”

“Unvanlarını yan yana yazmaya kalksan dünyadan aya yol olacak adamlar, en büyük dalkavuk yarışmasında canlı canlı birbirini çiğniyordu. Bu hallerini çoluk çocukları, torun torbaları görür de utanır diye hiç endişe etmiyorlardı. Kafalarını tokuştura tokuştura akıllarını kaybetmiş, birbirlerinin kopyası olup çıkmışlardı. Öpüşe yalaşa yüz hatları silinmiş, ifadeleri kaybolmuş, güneşin altında sarı sarı parlayan bir koca salkım sultaniye üzümüne dönmüşlerdi. İcap ettiğinde muazzam bir ahenkle hep beraber ağlıyorlar, işaret verildiğinde kusursuz bir koro misali hep bir ağızdan gülüyorlardı.”

Murat Uyurkulak’ın İnkilap Yayınları’ndan çıkan romanı “Dipte”den bir alıntı bu parağraf. Kitaba dair yayınevinin kısa açıklaması da şöyle:

“1908’ler, 1960’lar, 1980’ler… Temmuzlar, mayıslar, eylüller… Bitmeyen, tükenmeyen işaretli aylar, yıllar… Ortadoğu’da mı Balkanlar’da mı, Asya’da mı Avrupa’da mı olduğuna bir türlü karar veremeyen kafası karışık bir ülkenin kafası çok daha karışık insanları… Her gün biraz daha kirlenen, biraz daha korkunçlaşan politik atmosferde batağa saplanmış yazarlar, yayıncılar, yapımcılar, sinemacılar…”

“1908’ler, 1960’lar, 1980’ler… Temmuzlar, mayıslar, eylüller… Bitmeyen, tükenmeyen işaretli aylar, yıllar… Ortadoğu’da mı Balkanlar’da mı, Asya’da mı Avrupa’da mı olduğuna bir türlü karar veremeyen kafası karışık bir ülkenin kafası çok daha karışık insanları… Her gün biraz daha kirlenen, biraz daha korkunçlaşan politik atmosferde batağa saplanmış yazarlar, yayıncılar, yapımcılar, sinemacılar…”

Murat Uyurkulak, bir toplumun ne kadar dibe inebileceğini test ediyor bu romanda. Daha aşağısı olmaz dedikçe biraz daha derinleşen bir çukuru anlatıyor. Yakın tarihin karanlığından güncelin zifiri karanlığına, elbirliğiyle mahvedilmiş güzel bir ülkeye el sallıyor… Dipte, bir masanın etrafına toplanmış, hepsi birbirinden “derin” bir grup adamın çevirdikleri bir filmin “sıra dışı” hikâyesi.”

Kitap çıktığından sonra yazarı ile mini bir söyleşi yapmak için sabırsızlanıyordum, nihayet haberleşebildik:

‘Dipte’ çıktıktan sonra okur-yazar buluşmaları yoğun geçmiştir, çoğu okuyucuya da dertleşme fırsatı vermiştir belki kitap. Nasıldı söyleşiler?

“Genellikle bir çeşit dertleşme gibiydi çoğu. Sanki memleket çekirge istilasına uğramış da iyiye, güzele, haysiyetli ve yüce olana dair her şey kemirilmiş, yenmiş, yok edilmiş gibi bir hal. Bir matem hali. Bu karanlık ruh halini hızla terk etmemiz, bu ağır psikolojik ablukayı dağıtmamız lazım.” googletag.cmd.push(function() { googletag.display('inline_ad'); });

“Genellikle bir çeşit dertleşme gibiydi çoğu. Sanki memleket çekirge istilasına uğramış da iyiye, güzele, haysiyetli ve yüce olana dair her şey kemirilmiş, yenmiş, yok edilmiş gibi bir hal. Bir matem hali. Bu karanlık ruh halini hızla terk etmemiz, bu ağır psikolojik ablukayı dağıtmamız lazım.”

“Umut etmeye cesaretim yok”

Kitabı, “bir süredir karanlığın içinde umuda özlem duyan” biri yazdı diye yorumlayabilir miyiz? Yoksa, “umut her zaman var” mı?

“Öyle demeyi kendi açımdan bir tür mecburiyet sayıyorum. Umutsuz olmaya cesaretim yok. Hayatında çeşitli sebeplerle zaten yeterince savrulmuş biri olarak, umut etmeyi bırakırsam iyice dibe vururum diye korkuyorum. Umut etmek, bir arada durmak ve birbirimize güvenmek zorundayız. Çünkü bu boktan dünyada birbirimizden başka kimsemiz yok.”

“Öyle demeyi kendi açımdan bir tür mecburiyet sayıyorum. Umutsuz olmaya cesaretim yok. Hayatında çeşitli sebeplerle zaten yeterince savrulmuş biri olarak, umut etmeyi bırakırsam iyice dibe vururum diye korkuyorum. Umut etmek, bir arada durmak ve birbirimize güvenmek zorundayız. Çünkü bu boktan dünyada birbirimizden başka kimsemiz yok.”

Bugünün dertlerinin kökenlerine de değinilmesi kıymetli geliyor bana, metni toparlarken kaç defter, kalem atıldı?

“Yeterince çok. Hep öyle oluyor. Yazılan defterler, tutulan notlar, okunan kitaplar, seyredilen filmler… Başlı başına bir mesai. Her gün düzenli yazamadığım için bazılarını unutuyorum, tekrar tekrar dönüp bakmam gerekiyor. Sadece sabahları yazabiliyorum. Yazacağım şeyi de genellikle uyandığımda ağzımda ve aklımda buluyorum.”

“Yeterince çok. Hep öyle oluyor. Yazılan defterler, tutulan notlar, okunan kitaplar, seyredilen filmler… Başlı başına bir mesai. Her gün düzenli yazamadığım için bazılarını unutuyorum, tekrar tekrar dönüp bakmam gerekiyor. Sadece sabahları yazabiliyorum. Yazacağım şeyi de genellikle uyandığımda ağzımda ve aklımda buluyorum.”

Murat Uyurkılak bir şiir kitabı da çıkarsa diyen çok kişi vardır bence…

“Şiirden başladım zaten yazmaya. Epey de sıkı bir şiir okuruydum. Sonra şiirlerimi okuyan bazı abilerim ablalarım şiirden anlamadığımı, bu işi kıvıramadığımı anlattı lisan-ı münasiple. Aşırı öfkeli, fazla radikaldim. Şiir sabır ve ruh asaleti istiyor, fevrilik kaldırmıyor. Fevri olacaksa bile genellikle arkasında nakış gibi işlenmiş duygular, ağır ağır aşılmış yollar istiyor. Ben şiir için fazla yabaniydim, kabaydım, aceleciydim. Sonra şte o öfke, yabanlık romanda kendine yollar buldu.”

“Şiirden başladım zaten yazmaya. Epey de sıkı bir şiir okuruydum. Sonra şiirlerimi okuyan bazı abilerim ablalarım şiirden anlamadığımı, bu işi kıvıramadığımı anlattı lisan-ı münasiple. Aşırı öfkeli, fazla radikaldim. Şiir sabır ve ruh asaleti istiyor, fevrilik kaldırmıyor. Fevri olacaksa bile genellikle arkasında nakış gibi işlenmiş duygular, ağır ağır aşılmış yollar istiyor. Ben şiir için fazla yabaniydim, kabaydım, aceleciydim. Sonra şte o öfke, yabanlık romanda kendine yollar buldu.”

Bir sonraki kitap için konu belli mi?

“Bana önce gelen konu........

© Medyascope