Osman Kavala Medyascope’a konuştu: “Neler yapacağımı planlamak içimden gelmiyor, ne zaman buradan çıkacağım belirsizliğini koruyor”
Sekiz yıldır tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala, AİHM kararlarının uygulanmamasını “insanların hayatlarına değer verilmediğini gösteren davranış” olarak niteledi. Kavala, 2026’nın demokrasi için “salınan bir yıl” olacağını, PKK’nın silah bırakmasını olumlu bulduğunu ancak sürecin Suriye gelişmelerine bağlı olması nedeniyle belirsiz olduğunu söyledi.
Gezi tutuklusu iş insanı Osman Kavala, AİHM Büyük Daire’ye gönderilen dosyasıyla ilgili beklentilerini anlattı ve Büyük Daire başvurusunun, onanan hüküm ve önceki kararlara uyulmamasının doğurduğu yeni ihlal iddialarını içerdiğini söyledi.
Kavala, Adalet Bakanlığı’nın Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne verdiği gerekçeleri aktardı ve bakanlığın önce, ilk AİHM kararının Gezi ve 15 Temmuz darbe girişimine katılmakla ilgili olduğunu iddia ettiğini belirtti.
Büyük Daire’ye başvurumuz, onanmış olan hükmün ve önceki kararlara uyulmamasının doğurduğu yeni ihlal iddialarını içeriyor. Önceki ihlal tespitlerine yenilerinin de ekleneceğini tahmin ediyorum. Adalet Bakanlığı, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne önce, ilk AİHM kararının Gezi ve 15 Temmuz darbe girişimine katılmakla ilgili olduğu, ancak Gezi davasından zaten beraat ettiğim, yeni bir suçtan, casusluktan dolayı tutukluluğumun devam ettiği şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bakanlık daha sonra, Gezi davasındaki beraat kararı bozulup mahkûmiyet kararı verildiğinde de, AİHM kararının, tutuklama ile ilgili olduğu için artık geçersiz hale geldiğini iddia etti. AİHM, başlatılmış olan ihlal prosedürü uyarınca verdiği ikinci kararında, bir suç işlenmiş olduğuna dair şüphe uyandıracak nitelikte olmadıkları tespit edilmiş olan delillerde bir değişiklik olmadığını, aynı deliller kullanılarak yeni yargısal işlem yapılamayacağını belirterek, bu iki gerekçenin de hukuki geçerlilikten yoksun olduğunu vurguladı. Ancak, bu önemli tespit Yargıtay tarafından dikkate alınmadı.
Büyük Daire’den çıkacak karar Yargıtay’ın onama sürecini de içerdiği için, bütün yargı süreciyle ilgili nihai karar olma özelliğini taşıyacak. Bu karara uymamazlık edilmesi halinde Adalet Bakanlığı’nın bu tutuma gerekçe bulması herhalde daha zor olacak.
Aldığı kararlarla yasalara, Anayasal hukuka riayet edilmesini sağlamakla yükümlü olan yargı organlarının Anayasa’nın AYM’nin yetkisi ile ilgili açık hükmüne riayet etmiyor olması akıl alır bir şey değil. Bu davranış, herhangi bir devlet kurumunun Anayasa’ya aykırı hareket etmesinden daha vahim bir durum yaratıyor. AİHM kararlarına uyulması da anayasal temeli olan bir gereklilik. Bunlar bilinen gerçekler. Bu uymama davranışının insan hakları perspektifinden de değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.
AİHM, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bireyin insan haklarının ve insan haysiyetinin en önemli değerler olarak kabul edilmesiyle birlikte Avrupa Konseyine üye ülkelerde yaşayanların insan haklarını korumak için yaratıldı. Bu değerlerin hukuk sistemlerinde içselleştirilmesi ve ortaklaştırılması amacı için ulusal yargı kurumları yeterli görülmediğinden böyle bir kuruma ihtiyaç duyuldu. AİHM başvuruları değerlendirirken yargı süreçlerinin adil yargılama ilkelerine uygunluğunu denetliyor; ana görevi, insanların özgürlüklerinin kısıtlanmasında insan hakkı ihlali olup olmadığının değerlendirmesini yapmak. Mahkeme bu kısıtlamanın suça işaret etmeyen bulgularla yapıldığı ve bu bulgularla suçlama arasında mantıkî bir bağ kurulmadığını gördüğü zaman, gerekçelerini anlaşılabilir şekilde ifade ederek ihlal tespiti yapmakla yükümlü. Böyle bir gerçeklik varken delillerin nasıl........
