Filozofların tarihi yanılgıları
İnsanlık tarihine biraz dikkatle bakınca oldukça tuhaf bir manzarayla karşılaşıyoruz: En çok saygı duyulan zihinler, en büyük hataları öz güvenle yapmış. Üstelik bu hatalar öyle küçük, teknik yanlışlar değil; evrenin nasıl işlediğine dair koskoca iddialar.
İlginç olan ise şu: Evren hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeden bu kadar emin konuşabilmek, insan aklının en etkileyici yeteneklerinden biridir. Veri yoktu ama görüş boldu; o dönemlerde düşünmek için kanıt değil, cesaret yeterliydi.
Mesela Tales her şeyin sudan oluştuğunu söyler. Su gerçekten önemli ama evrenin tamamını bir bardak suya indirgemek de cesaret ister. Ardından Anaximander gelir ve “O halde her şey belirsiz bir şeyden gelsin” der. Bu belirsizliğe de gayet ciddi bir isim verir: apeiron. Tanımlayamadığın şeye isim verince sorun çözülmüş gibi hissediyorsun; insan zihni böyle çalışıyor. Bazı fikirler o kadar kendinden emindir ki, gerçeklikle tanışana kadar hiç şüphe duymaz.
Sonra sahneye Parmenides çıkar ve değişimin aslında var olmadığını ilan eder. Bu iddiayı ileri sürerken konuşur, düşünür, yaşlanır ama bunları teorisine dâhil etmez. Öğrencisi Elealı Zenon ise işi biraz daha ileri götürür ve hareketin imkânsız olduğunu kanıtlamaya çalışır. Ona göre bir ok hedefe aslında asla ulaşamaz. Bu düşünceler anlatılırken dinleyicilerin salondan yürüyerek çıkması ise küçük ama etkili bir karşı argümandır. Gerçeklik, filozofların teorilerine uymak gibi bir sorumluluk hissetmemiştir.
Aristoteles ise adeta çok yönlü bir öz güven abidesidir. Çürüyen etten kurtçukların çıktığını gözlemler ve buradan canlıların cansız maddeden oluştuğu sonucuna varır. Mikroskop yoktur ama yorum boldur. Yanlış olmak sorun değildi; asıl başarı, yanlışken bile ikna edici olabilmekti. Yüzyıllar sonra Pastör çıkar ve........
