Herkes kendine yakışanı yapar…
Yapabileceğini yapmayı dillendiren bir önceki yazım bazılarında iyilik yapmayı çağrıştırdı.
Yapabileceğim kadar çok şey yapmak hayat felsefemdir ama iyilik yapmak değil. İyi şeyler yapmakla iyilik yapmayı ayrı yere koyup ikincisinden uzak durmamın nedenleri bu yazının konusu değil. Ben tam tersinden söz edeceğim.
Adı lazım değil, birine karşı öyle kızgındım öyle kızgındım ki bana yaptığına karşılık ben ona ne yapabilirim diye dört dönüyordum. Büyük bir haksızlığa uğramıştım. Bile isteye bana zarar vermişti, hem de ne zarar, ömür boyu unutulmayacak cinsten. O yüzden öyle bir öç almalıydım ki onda da ömür boyu izi kalsın. Unutsa bile yeniden ve yeniden hatırlasın.
“Ömür boyu izi kalsın ve istese de unutamasın” noktası ipucu oldu. Düşünmeye başlayalı daha beş dakika bile olmamıştı ki ne yapacağımı buldum. Öç alma konusunda örnek teşkil etmemek için bulduğum dahiyane çözümü anlatmayacağım. Ancak yapacağımın izi gerçekten ömür boyu silinmeyecekti. Sakın fiziksel olarak zarar verecek bir fikir geliştirdiğimi sanmayın. Manevi bir kayıp vermekti planladığım ama fiziksel olandan daha bela bir şey.
Planımın bütün ayrıntılarını kurguladım. Yapacağım işlemler dizisinde bir tıkanıklık oluşursa diye alternatif yollar da planladım. Oluşabilecek tersliklere karşı yapacaklarımı ayrıntılarıyla düşündüm. Teknik, taktik, her şeyi kafamda tasarlamam birkaç saatimi almıştı ama planım harikaydı. Ben bunu yapabilirdim.
Yapabilirdim ama yapmadım. Kötülük yapmayacak kadar iyi bir insan olduğum için değil. Zaten öyle bir insan modelinin üretilmediğini düşünüyorum. Canını yakanın canını yakmaya kalkışmayanı ben görmedim, beceremeyenler ya da beceremeyeceğini sananlar hariç.
Ne kadarının beceriksizlikten kaynaklandığını bilemediğim, bir de işi ilahi adalete havale edenler var elbette. Oysa benim adalet duygum dünyevidir, ötesini anlamam, bilmem. Kendi işimi kendim görürüm;........
