menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Anılarda yolculuk… “Biz görevimizi hep yaptık”

14 0
yesterday

24 Nisan 2004 Annan Planı’na yaklaşık bir ay kala 28 Mart 2004’te “Biz görevimizi hep yaptık” başlıklı yazımı okurlarla buluşturmuştum. Anılarda yolculuk yapıp, 22 yıl önceki yazımı sizlere aktarıyorum:

Takvim çalışıyor. Sonunda referandumda halk son sözü söyleyecek. Dün arşivi karıştırdım. Amacım Rauf Denktaş ve onun gibi düşünenlere karşı basın olarak uyarı görevimizi ne kadar yaptık, sorusuna yanıt bulmaktı.

Hiç ama hiç ikilemsiz görevimizi yaptığımızdan eminiz.

27 Kasım 2002’de tarihi Girne Kapısı’nda barış sürecinde kitlesel eylemlerine en önemli halkalardan biri eklenmişti.

Ertesi gün bu köşede, “Denktaş, hayatının kumarını oynuyor!” başlığıyla yazımı yazmıştım.

O günkü yazımdan bazı bölümler:

   “… Yine bazıları kızacak. Kızsınlar hiç önemli değil. Bir yanda toplumsal çıkarlarımız, hatta Türkiye’nin çıkarları, öte yanda da bazılarının olası öfkesi hatta her türlü tehdidi.

   Hangisi önemlidir? Tabii ki toplumsal çıkarlarımız ve bugüne kadar kader birliği yaşadığımız Türkiye’nin çıkarları. Bu nedenle ciddi kaygıları dile getirmenin dışında seçeneğimiz yoktur.

    … Girne Kapısı, İnönü Meydanı kalabalığa dar geldi. Resmi Anadolu Ajansı bir bildik davranışla on beş binin üzerindeki kitlesel kalabalığı beş bin diye dünyaya duyurdu. Pek çok TV kanalı da haberlerine o rakamı dahil etti.

   Ancak unutulmasın Kıbrıs Türkü’nün duyarlılığına ilgi gösteren dünya devletleri ve uluslararası kuruluşlar, yanıltıcı yanı ağır basan resmi bültenlere itibar etmezler. Hatta bu yanıltmayı yapanlar ayıplarıyla ciddi yara alırlar.

   On beş binin üzerindeki dünkü kalabalık, çoluk çocuk ve yakın aile bireyleriyle düşünüldüğü zaman adada seksen bin dolayında kalan orijinal Kıbrıslı Türklerin tümüne yakınını temsil ediyordu.

   Kıbrıs Türkü, BM Kıbrıs planı ile ilgili olumlu tavrını dün hiç aracıya gerek olmadan ortaya koymuştur.

   … Dünkü kalabalıktan mesaj almamakta direnenlere çok açık bir öneri. Sandıklar kurulsun, Kıbrıslı Türk’ün oyuna başvurulsun. Biz kendi kaderimizi belirleme hakkını savunmuyor muyuz? Dış dünyaya karşı talep ettiğimiz bu hakkı öncelikle kendi halkımıza tanıyalım.

   Dün meydanı dolduranlar ‘Kıbrıs’ta barış engellenemez; Denktaş masaya; göç etmek istemiyoruz’ diye sloganlar atıp, BM planının görüşme için zemin oluşturduğunu haykırdı.

                                                                          ***

   KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, New York’ta ciddi bir sağlık sorunu yaşıyor. Yürekten kendisine acil şifalar dilerim.

   Ciddi sağlık sorunu olmadan, cumhurbaşkanlığı makamındaki yerinde olsa ve barış yolunda bu tarihi fırsatın yitirilmesine neden olacak ayak sürümesini buradan yapsaydı çok daha sert yazılarla kendisini eleştirirdim. Bulunduğu durum, kalemlerimizin ucunu yumuşatıyor.

   Ancak gelinen nokta çok ciddidir. Komiteler kurulacaktı. Kurdurmadık. 18 Kasım’a kadar itirazlarımızla birlikte yanıt verip müzakerelerin başlamasını sağlayacaktık. Dokuz gün önce 18 Kasım 2002’de verilecek Kıbrıs Türk tarafının yazılı yanıtını BM genel sekreterine dün akşam ileterek müzakerede değerlendirebileceğimiz dokuz günü harcadık. Denktaş’ın bundan sonra 12 Aralık tarihine kadar nasıl bir tavır izleyeceği ise sürprizlere açıktır.

   BM sözcüsü Stefan Dudjarric, KKTC saatiyle dün akşam saatlerindeki basın brifinginde, Denktaş’ın gönderdiği mektupla planı müzakereye hazır olduğunu söyledikten sonra, BM Genel Sekreteri Annan’ın lidere yolladığı ikinci mektupla Denktaş ve Klerides’ten planla ilgili yeni öneri ve yorumları olup olmadığını sorduğunu açıkladı. Annan, bu sorusuna yanıtı ise en geç 30 Kasım 2002 tarihinde istiyor. Şimdi Denktaş’ın şahsında Kıbrıs Türk tarafının yerine getirilmesi şart olan yeni ve ivedi bir ev ödevi vardır.

   Kırk yıl müzakere masalarında harcanırken, Kıbrıs Türk halkı hallaç pamuğu gibi dünyanın dört bir yanına savruldu. Çözüm için zaman kısıtlamasını isteyen taraf olacağımıza tam tersi neredeyse bir kırk yıl daha zaman isteyip son Kıbrıslı Türk’ün de göç edip gitmesini mi istiyoruz?

                                                                      ***

   Bizi bir yana bırakın, Türkiye’nin kaderi ile oynanıyor. Son genel seçimlerle yakalanan siyasi istikrarı Kıbrıs bahane edilerek dinamitlemek isteyenler vardır. Pusuya yatıp yarınki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında askerle, sivil iradenin Kıbrıs konusunda kapışması için provokasyonlar yapılıyor. Bunlar sonuçları çok vahim tehlikeli senaryolar ve oyunlardır.

   Denktaş, hayatının en büyük kumarını oynuyor. Masada ise son kalan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye vardır.

   Dün Kıbrıs Türkü aracısız iradesini ortaya koymuştur. Denktaş, Ankara dahil her türlü iradeye karşı durabilir. Ama temsil ettiği halkının iradesiyle karşı karşıya gelemez. Denktaş’ın halka kulak vermesi demokrasinin koşuludur. Halkla karşı karşıya pozisyonunu korursa, bunun bir tek çıkış yolu referandum ve de erken seçimdir. En son yapılan seçimlerin sonuçlarının bugünkü kritik aşamada toplumsal iradeyi ne kadar temsil ettiği tartışma kaldırır noktaya taşınmıştır.”

                                                                      ***

   Bu satırları 28 Kasım 2002 tarihinde yazdım. Aradan geçen zaman ortada. Meydanlarda toplanan kalabalıklar seksen binlere ulaştı, Denktaş aynı kafada devam etti. Sonuçta Verheugen çıkıp, “Rauf Denktaş, barış yolundaki fırsatları kullanmakta başarısız oldu, artık halkının büyük çoğunluğunu temsil ettiğine inanmıyorum” deyince Rauf Denktaş kızdı, öfkelendi. Halbuki bunca yaşanandan sonra kendi yarattığı sonuca öfkelenmeye ne kadar hakkı vardır?

Günün sözü: Dost, gerçeği görüp doğruyu söyleyendir” (28 Mart 2004-KIBRIS)


© Kıbrıs Gazetesi