AB’yi kullanarak, ‘kırmızı çizgi’ garantileri kaldırmak istiyorlar
Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974’de Yunan Cuntası ile EOKA B’nin Makarios’a karşı gerçekleştirdiği darbenin ardından silahlar bu kez Türklere çevrilecekti. ‘Türkiye yine gelmeyecek’ düşüncesiyle hareket edilerek Kıbrıs Türk’ü Ada topraklarından silinecekti. 21 Aralık 1963 tarihinde uygulamaya konulan ‘Akritas Planı’ Ada’nın Yunanistan’a ilhakı anlamında Enosis’e ulaşmada nihai başarıyı elde edememişti. Çünkü Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) yönetiminde Mücahitler direnmiş, halk da bir bütün olarak destek çıkmıştı. 11 yıllık direnişte Çanakkale ruhu hakim olmuştu. Gün gelip çattı, çözüm için ‘Annan Planı’nı önümüze koydular. Kıbrıs Türk’ü referandumda ‘evet’ derken, Rum tarafı ‘hayır’ yanıtını verdi. Böyle olmasına rağmen Rum tarafı Avrupa Birliği (AB) üyeliğiyle ödüllendirildi, Türkler de ‘hava’ aldı. Dünyada bu kadar haksızlık, adaletsizlik olabilir mi? Senaryo öyle bir hazırlandı ki, Rum tarafının AB’ye alınmasıyla, AB’nin de desteğiyle Kıbrıs sorunu Rum yönetiminin Akritas Planı ile başaramadığını 15 Temmuz darbesiyle Türkiye’yi köşeye sıkıştırarak başarılacaktı. Nitekim üyelikten itibaren Ankara’ya baskılar artırıldı, Türkiye–AB ilişkilerinin ileri götürülmesinde ‘Kıbrıs şartı’ dayatıldı. Hala aynı baskılar devam ediyor, Yunanistan ve Rum tarafının AB üyeliği avantajı ‘baskı unsuru’ olarak kullanılıyor. KKTC’ye sorulmadan AB’nin Kıbrıs temsilcisi ataması yukarıdaki değerlendirmelerin kanıtı değil midir? Kıbrıs sorununu BM platformundan AB platformuna çekme çabaları sinsi senaryonun bir........
