Sitem Dolu Bir Gidiş Hikâyesi
“KALANLARIN yükü, gidenlerden daima daha ağırdır. Gidenin elindeki bavul, kalanın sırtındaki yükten daima hafif olacak” şeklinde bir paylaşımım olmuştu sosyal mecralarımda. Anında bir itiraz gelmişti kalbi yanık bir dostumdan. “Bu konu bir köşe yazısı konusu olabilir mi ağabey” diyordu gönderdiği notta “Ya da yazılmış mıdır?”
Yazdıklarının her satırını hatırlayan yazarlardan değilim. Maalesef. Bu sebeple bir şey diyemedim.
…
KALANIN yükü kadar gidenin de yükü ağırdır. Muhataplarının algıları ve hikâyelerinin muhtevası bunu belirler. Gitmekle mutlu olanlar olduğu gibi gidenden sonra huzur bulanlar da mevcuttur. Aynı şekilde kalıp kahrın çarkları arasında azabın inceltilmiş zehrini yudumlayanlar da vardır, nefes almanın hürriyetini tadanlar da…
Kısacası görece bir durumdur. Zira her hikâye kişiye göre biriciktir. Özeldir. Kimi giderek mutlu olabilir kimi gidenden ötürü… Kimi kalarak saadeti tadar kimi de kalandan dolayı…Bir kuantum dolanıklığı meselesi ki sormayın…
…
MAVİ derdim kendisine.
Sonsuzluğu, huzuru, güveni, sadakati ve dinginliği temsil ediyor diye düşündüğümden. Aynı zamanda zihnî sakinliği sağlaması ve kendini kontrol edebilecek otoriteye sahip olmayı ifade eden bir renk olarak bilindiğinden. Gökyüzünün ve denizin enginliğiyle özdeşleştiririm mavi rengi.
Psikolojimize iyi gelen özgürlük hissi ve iradenin önemini vurgulayan bu çağrışımlarına hepimizin ihtiyacı var. Hem de her zaman.
…
“TERSİNİ düşünüyorum, gidenlerin yükü de ağırdır” yazmış mavi. Ağırlık görecelidir notunu da iliştirerek. “Ancak biz insan olarak kendi ağırlığımızın dörtte birini bile taşıyamazken, karınca kendi ağırlığının beş katını........© İstiklal
