Gel Beraber Korkalım
ŞİDDETİN, öfkenin tavan yaptığı ve dozunun hiç düşmediği bir ortamda doğup büyümek elbette insanı akla gelmeyen enva-i çeşit korkularla dolduruyordu. Kapı çalınsa, pencere tıklatılsa veya telefonun zili duyulsa irkiliyor ve psikolojik kemirgenler içinde kımıl kımıl dolaşmaya başlıyordu.
Sadece bununla kalmıyordu tabi.
Sokakta aniden bir tanıdığına rastlasa bile bu duygu tüm vücudunu baştan başa sarıyor nefes almasını zorlaştırıyordu. Mahalle parklarının yanından yalnız geçemiyordu mesela. Birden bir kedinin fırlayıp kendilerine doğru gelmesi sırasında bile yanındakinin kolunu acıtacak kadar sıkıca tutmak mecburiyetinde kalıyordu.
Sabah okunan ezandan dahi ürktüğünden yatarken üç Kevser Sûresi okuyarak öncesinde uyanmak için kendini bir saat biçiminde kuruyordu.
…
SAFURE büyük annesinin ismiydi. Yaşatması için babası bu ismi koymakta ısrar etmişti. Kimse korkusundan dolayı pek bilinen bir isim olmamasına karşın itiraza cüret edememişti.
Safure, güveni tam olan anlamına gelirken kendisinde zerresine bile rastlamak mümkün değildi. Her türlü rekabetten çekinir daima kendisini bir adım geriye atardı. İçsel kararlılığını açığa çıkarttığı hiç olmamıştı. Esasen fıtraten açık sözlüydü ancak bunu dışarıya taşıyamaz düşüncelerini özgüvenle açığa vuramazdı. Bu sebeple risk almaktan korkardı. Cesurca davranamazdı. Mertti evet, zulme karşıydı, adaletsizlikten asla hazzetmezdi ama büyüdüğü ev onun tüm müspet özelliklerini acımasızca törpülemişti.
…
AJANDASINA herkesten gizlediği hikâyeler yazardı. Kahramanlarını iradesi güçlü kişilerden seçer olumlu niteliklerini öne çıkartarak kendi yapamadıklarını oluşturduğu bu karakterlere yüklerdi. Kimi zaman kendi ezikliğini yenmek adına bu karakterlerin inatçılığını abartır hayattan........
