Barış Sürecinde Tribünden Yükselen Nefret Söylemleri : Irk Cinsiyet Siyaset
Türkiye, tarihi boyunca askeri, siyasi ve ekonomik anlamda sık sık zorlu dönemeçlerden geçmek durumunda kaldı. Kimi zaman virajları almakta zorlandı, savruldu ama eninde sonunda o yolu tamamladı. Toplumsal uzlaşıya ve sağlam bir demokratik yaşama en çok ihtiyacın olduğu bir dönemdedir Türkiye. Devlet eliyle yürütülen “Terörsüz Türkiye” başlığı altında umut veren bir dizi ciddi adımlar atıldı/ atılıyor. Hükümetin son derece cesur hamlelerle hareket ettiği çözüm sürecinde elbette ki muhalif sesler de yükseliyor.
Türk milliyetçiliği süreçle birlikte son otuz yıldır en sivrilmiş haline evrilmekte. Sadece Suriyeli sığınmacılar ve Kürtler üzerinden ırkçı siyaset yapabilen kimi siyasi partiler, gelinen noktada nefret söylemlerinin dozunu artırdı. Faşizmden başka malzemesi olmayanların çözüm sürecini sekteye uğratma hedefleri var ve siyasi muhatapları : AK Parti, MHP ve Kürt Halkı. DEM Parti değil çünkü onların hedefi bir halk, Türk dışında bir ırk. Siyasette bu kazanların kaynaması, ırkçılığa varan sert siyasi söylemler, toplumsal infiale yol açabilecek faşizan yaklaşımların, ayrımcılığı tetiklemenin, ötekileştirme siyasetinin sürece çıkaracağı geriye dönüşü olmayan ağır faturayı Türk Kürt demeden Türkiye ödeyecek. Son derece kırılgan ve hassas bir dönem söz konusu iken özellikle milliyetçilik üzerinden geliştirilen şiddeti ve nefreti körükleyen, toplumu kutuplaştıran demeçlerin Türkiye’ye hiçbir zaman faydası olmadı olmayacaktır.
Geçtiğimiz günlerde Bursa’da, terörsüz Türkiye çözüm sürecini provake etmek amaçlı Bursaspor taraftarının tribünden yaptığı sözlü saldırıyı değerlendirmek yerinde olur:
Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya Bursaspor tribünlerinden örgütlü bir şekilde defalarca tekrarlanan küfürler edildi.
Bu olayı değerlendirirken tek katmanlı değil, birkaç seviyeyi birlikte incelemek gerekir. L. Zana’ya Bursaspor tribünlerinden yöneltilen küfür, argo ve hakaret, ne sadece futbol tribün dilidir ne de anî bir öfke patlamasıdır. Daha derin bir tehlikelinin dışavurumudur.
L. Zana örneğinde şu üç madde aynı anda hedefe alındı : Kadın kimliği, Kürt kimliği ve siyasi duruş. Cinsiyet Kimlik siyaset birleşimi… Bu üçü bir araya geldiğinde saldırı dili sertleşti ve en ilkel noktaya yani “ kadın bedeni ve cinselliği üzerinden aşağılamaya” vardırıldı ki gelinen yer bilinçliydi ve tesadüfi değildi. Erkek egemen ve milliyetçi refleksler her zaman “fikirle değil bedenle saldırıyı” seçer.
Neden – Sonuç :
Tüm........
