menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tahdis-i Nimet ve Yazmak

15 0
previous day

Tahdis-i nimet: Allah’ın kereminden lütfettiği nimeti anlatmak, nimetin nereden ve kimden geldiğini gizlemekten sakınmak, nimeti vereni ve göndereni her daim hatırlamak, o nimetin Cenâb-ı Rahman’dan geldiğini gizlemeyip ilân etmek, Cenâb-ı Rahim’in bir lütfu olan nimeti kendi eseri gibi görmekten ve göstermekten sakınmak gibi anlamlarda kullanılır.

Tahdis-i nimetin en önemli neticesi şükran-ı nimettir ki; Şükran-ı nimet de nimeti verene o nimeti, O’nun isteği ve rızası çerçevesinde değerlendirerek hamd etmeyi ifade eder.

Tahdis-i nimet bir Kur’ân-ı Kerim’de açıkça emredilen ve ikinci, üçüncü kişilere taalluk ettiği için salihat kapsamında değerlendirilen kuvvetli bir farzdır.

Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz’e (sav) ve O’nun şahsında bütün inananlara şöyle emretmiştir:

“Bununla beraber Rabbinin nimetini tahdis et! (söyle).” (Duha, 93/11)

Hazret-i Hüseyin (ra) bu âyetin tefsiri bağlamında şu izahı yapmıştır:

“Bir hayır işlediğin zaman, başkalarının bunu örnek almasını istersen, bunu insanlara söyle. Tâ ki hayırda yarışsınlar. Fakat riyakârlıktan kaçın.”

Aslında vakar-gurur, tevazu-zillet yakınlığı gibi; tahdis-i nimet şekil itibariyle riyakârlığa ve gurura yatkın bir konumdadır.

Fakat nimeti vereni anmak ve konu sadece o bağlamda ele alarak aktarıldığında; şükran-ı nimette gurur ve riya tehlikesi yoktur.

Tahdis-i nimet’i kısaca izah ettikten sonra işin “yazma” boyutuna gelebiliriz.

İnsan bir “bal arısı” gibi olmalıdır.

“Bal arısı” insan; Kur’an-ı anlamak için okuduğu her kitaptan, hızır değeri yükleyerek muhatap olduğu her insandan ve Allah’ın kendisini tanıtmak için her gün yenilediği tabiat sayfa ve sahnelerinden........

© İnsaniyet