Toprağa gömdüğümüz ezgiler: Koma Amed
Otuz yıl sonra aynı şarkının çocuklarıyla…
Harbiye dün gece, birbirini hiç tanımayan insanların aynı şarkının devamı kadar kapısını bildiği kocaman bir ev gibiydi. Koma Amed’in sesi kalabalığa karışan şarkıları arasında yıllar vardı. O yılları yaşamış olanlarla çok sonra doğanlar yan yanaydı. Harbiye, otuz yıllık bir özlemin, bastırılmış bir hafızanın ve zamana direnen bir dilin buluşma meydanıydı.
Yaşlılar, genç kızlar, delikanlılar… Esmer çocukların ellerini tutan kadınlar, erkekler… Beyaz leçekli teyzeler; giyimlerinde binbir çağın ve medeniyetin modernliği, dillerinde annelerinden kalan ezgilerle rengârenk gençler; boyunlarında üç renkli puşileriyle “anlıyorum ama konuşamıyorum” delikanlılar…
Harbiye’yi dolduran kalabalığa bakarken Kürtlüğün ne kadar canlı, ne kadar çeşitli olduğunu görüyordunuz. Herkes kendi yaşıyla, kendi hâliyle oradaydı. Birbirine benzeyen ve benzemeyen bütün bu insanlar aynı şarkıya girebiliyordu.
En çok da pürüpak tülbentlerinin altından gözleri gururla parlayan, metropolün ortasında bile duruşuyla, edasıyla kürdi kalan teyzelerde; pos bıyıklı, derin çizgili yüzlerinin üstünde kasketleriyle xalolarda insanın içini ısıtan bir şey vardı. Hayat değişmiş, şehirler değişmiş, giyinmenin ve yaşamanın biçimleri değişmişti. Kürtçe bütün bunların içinde yolunu bulmuştu.
Ve bizler; yanı başımızda sevgililerimiz, eşlerimizle, çocukluğumuzun kırgın ama mağrur mirasını taşıyarak o kalabalığa karışan birer şahit… Yüzlerce........
