menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dogmatik mirastan demokratik geleceğe: Keskin viraj

25 0
30.07.2026

Tali gündemlerin, suni gerilimlerin ve günlük siyasetin sığ tartışmalarıyla gölgelenmeye çalışılsa da Türkiye’nin önünde duran en hayati, en tarihsel ve en gerçek mesele, keskin viraja gelmiş bulunan Demokratik Toplum ve Barış Süreci’dir. Bundan ötürü konuyu işlemeyi sürdürüyoruz. Çünkü kırk yılı aşan çatışmalı dönemin sona ermesi ile yüz yılı aşan Kürt meselesinin çözüme kavuşma potansiyeli, ülkenin gelecek kaderi ile doğrudan ilişkilidir. Sürecin başarıyla sonuçlanması, sadece silahların susması ya da acıların dinmesi anlamına gelmeyecektir. Aynı zamanda asırlık yaraların sarılması ve yüzyıllık bir gecikmeyle de olsa dogmatik bir cumhuriyetten demokratik bir cumhuriyete geçişin kapısının aralanması demektir. Böylesi bir sonuç, herhangi bir kesimin değil; bu topraklarda yaşayan herkesin ortak kazancı olacaktır. Bunun ne anlama geldiğini defalarca yazdık. Bugün tekrar etmek yerine, meselenin tarihsel derinliğine bakmak ve geçmiş ile bugün arasındaki o çarpıcı çelişkiyi hatırlamak daha anlamlıdır.

İşin dikkat çekici yanı şudur: Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu dönüşüm, Cumhuriyet’in kuruluş momentiyle hem tezat hem de neredeyse simetrik bir ilişki içindedir… Birinci Dünya Savaşı sonrasında Osmanlı Devleti yenilip Anadolu işgale uğradığında, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının attığı ilk adım; Anadolu’nun farklı halklarını ortak bir irade, ortak bir kader ve ortak bir vatan fikri etrafında birleştirmek oldu. Çünkü çok iyi biliniyordu ki iç cephe tahkim edilmeden ne bu kuşatma kırılabilir ne de yeni bir gelecek inşa edilebilirdi. Bu doğrultuda Kürt ileri gelenleriyle resmi ve gayriresmi birçok temas kuruldu. Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasal bir ortaklık zeminini ifade ediyordu. Bu metinlerde, ortak vatan sınırları içinde kimlik haklarının tanınması ile yerinden yönetim anlayışıyla yönetsel süreçlere katılımın sağlanması açık bir biçimde yer alıyordu. Her ne kadar resmi tarih anlatısı bu gerçekleri uzun yıllar perdelemiş olsa da, hakikatler ortadan kaldırılamadı. Zaman içinde ortaya çıkan belgeler ve yapılan çalışmalar, bu çoğulcu kurucu iradenin varlığını tartışmasız biçimde ortaya koydu.Nitekim bu ruh,........

© İlke TV