5271 SAYILI CMK’NIN 286(2), d MADDESİNE GÖRE TEMYİZ EDİLEMEYECEK İSTİNAF MAHKEMESİ KARARI SORUNU
İstinaf denetimi yapan bölge adliye mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz denetimine kapalı olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 286 ncı maddesinde düzenlenmiştir.
Bilindiği üzere yasa yoluna başvurmak insan hakkı olup, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) Ek 7 No’lu Protokol’ün, ‘’Ceza Davalarında İki Dereceli Yargılanma Hakkı’ başlığı altında 2 nci maddesinde yer almıştır. İki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları ise aynı 2 nci maddenin 2 inci paragrafında gösterilmiştir. Buna göre, ayrıntısı yasayla düzenlenmek durumunda olan hafif suçlar, iki dereceli yasa yolu hakkının istisnası olduğu gibi, bir kişiye karşı ilk derece yargılamasının yüksek mahkemede yapılmış olması durumu ile hakkındaki beraat hükmüne karşı gidilmiş yasa yolundan sonra bu kişi hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş olması durumu da iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları olarak gösterilmiştir. Bunun gibi Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/5 inci maddesinde de yasa yoluna başvuru hakkı insan hakkı olarak kabul edilmiştir.
İHAS’ne Ek 7 Nolu Protokolün 2/2 nci maddesinde iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları arasında gösterilen hafif suç kavramının belirlenmesi ulusal hukuklarda yasalara bırakılmışsa da, söz konusu Ek 7 No’lu Protokol, 2 nci maddesinin gerekçesinde bu hususa açıklık getirmiş ve özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımı öngörülmüş hiçbir suçun hafif suç sayılamayacağını açıklamıştır[1].
Bu bağlamda ‘’İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün 2 nci Maddesi Hakkında Rehber’’de konuya ilişkin ayrıntılı açıklama yapılmıştır. Söz konusu Rehber’e göre: ‘’İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi bir suçun önem derecesinin hafif olup olmadığına karar verirken, suçun hapis cezası ile cezalandırılabilir olup olmadığının önemli bir ölçüt olduğunu kabul etmiştir(Grecu/Romanya,2006,§82; Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan,2009,§25;Stanchev/Bulgaristan,2009, §47; Kindhofer/Avusturya,2021, §30).Mahkeme bu değerlendirmeyi, davanın özel koşullarını dikkate alarak yapar (Kindlhofer/Avusturya, 2021, § 42) (Rehber, prg.29).
Dolayısıyla Mahkeme, kanunun, temel ceza olarak özgürlüğü kısıtlayıcı ceza öngördüğü bir suçun, söz konusu maddenin 2. fıkrası anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir(Zaicevs/Letonya,2007, § 55; Kamburov/Bulgaristan, 2009,§26; Stanchev/Bulgaristan, 2009,§48; Zhelyazkov/Bulgaristan, 2012,§43) (Rehber prg.30).
Mahkeme, aşağıdaki suçların “önem derecesinin hafif” olmadığına karar vermiştir: Grecu/Romanya davasında, 2006, § 82, suç, altı aydan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtu ve Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan, 2009, §26 ve Stanchev/Bulgaristan,2009,§48 davalarında suçlar azami on beş gün hapis cezasını gerektiren suçlardı’’ (Rehber prg.31).
Görüldüğü üzere İHAM -15- gün hapis cezasına mahkûmiyetin öngörüldüğü bir suçu hafif suç olarak kabul etmemiştir.
‘’Buna karşın, Luchaninova/Ukrayna,davasında, 2011, §72, başvuranın, hapis cezası gerektirmeyen hırsızlık suçundan suçlu bulunduğu davada, Mahkeme bunun söz konusu istisnaya giren önem derecesi hafif bir suç olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, Hükümet davanın bu yönüyle ilgili olarak herhangi bir görüş sunmamış olmasına rağmen, Mahkeme bu meseleyi incelemiştir.’’ (Rehber prg.32).
‘’Kindlhofer/Avusturya davasında,2021,§§ 38-42, Mahkeme ilk kez, kanunun borçlunun ödemeye zorlanması için iki haftaya kadar hapis cezası öngördüğü bir suçun “önem derecesi hafif” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği sorununu incelemiştir. Bu davada, başvuran, bir trafik suçu nedeniyle 200 avro para cezasına ve borçlunun ödemeye zorlanması için dört günlük hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme, temel sorunun, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin gerçekten uygulanıp uygulanmayacağı olduğu ve bunun da iç hukuk düzeninde söz konusu tedbirin uygulanmasına ilişkin yasal rejimi incelemesini gerektirdiği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu davada Mahkeme, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin iç hukukta istisnai bir tedbir olduğu ve bunun infazının bir dizi usuli güvenceye tabi olduğu kanaatine varmıştır (mahkûm edilen kişi bu risk hakkında açıkça bilgilendirilmeli ve bundan kaçınmak için uygun araçlara sahip olmalıdır). Bu koşullar altında, söz konusu tedbirin, esas ceza olarak hapis cezasından açıkça farklı olduğuna ve bu nedenle, başvuranın suçlu bulunduğu suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında önem derecesi hafif bir suç olarak nitelendirilmesini engellemediğine karar vermiştir. Ayrıca, fiilen verilen para cezasının miktarının ve de başvuranın sorumlu olduğu para cezasının azami miktarının, suçun önem derecesi hafif olarak nitelendirilememesi için yeterince yüksek görünmediğini; ulusal cezai-idari sistemde asıl suçun ağır olarak nitelendirilmediğini ve başvuranın, para cezasını ödeyemeyeceği veya verilen para cezasının miktarının mali durumunu yeterince dikkate almadığı iddialarında bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme bu kararda, mahkûmiyet kararına karşı iki dereceli yargılanma hakkı olmamasına rağmen, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.’’ (Rehber, prg.33).
‘’Saquetti Iglesias/İspanya davasında 2020, §§36-45, Mahkeme, hapis cezası bulunmamasının, bir suçun önem derecesi hafif bir nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde belirleyici bir unsur ve de dikkate alınması gereken tek ölçüt olmadığını ifade etmiştir. Mahkemeye göre, cezanın nispeten hafif olması, bir suçu kendiliğinden cezai niteliğinden yoksun bırakamaz. Başvuran, havaalanında gümrükten geçerken bir miktar parayı beyan etmediği gerekçesiyle, 600 avro ile kullanılan ödeme yönteminin değerinin iki katı arasında para cezasına çarptırılmış ve nihayetinde el konulan miktarın tamamını ödemeye mahkûm edilmiştir (153 800 avro). Mahkeme, davanın koşullarını göz önünde bulundurarak (keşfedilen meblağların neredeyse tamamının müsadere edilmesi, başvuranın kara para aklama uygulamalarından elde edilmeyen kişisel birikimlerinin tamamına eşdeğerdir; zira İspanya’ya dönüşünde meblağları beyan etmiş olup sabıka kaydı bulunmamaktadır) ve cezanın tespit edilen suçun ağırlığına (beyan yükümlülüğüne uymama) uygun olması gerektiğini hatırlatarak, suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesi anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilmemesi gerektiği, dolayısıyla istisnanın uygulanamayacağı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, iç hukukun böyle bir inceleme gerektirmesine rağmen, ulusal makamların herhangi bir orantılılık incelemesi yapmadıklarını da kaydetmiştir.’’ (Rehber, prg.34).
Anayasa Mahkememizin de 1961 Anayasası döneminde özgürlüğü bağlayıcı cezaya kesin olarak hükmedilmesini, savunma hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırı bulan 1968/61 Esas, 1969/23 Karar ve 29/04/1969 tarihli kararı da vardır (RG.15/12/1970).
Yine Anayasa Mahkemesi’nin aşağıda da değineceğimiz 2018/71 Esas, 2018/118 Karar ve 27/12/2018 tarihli kararına göre de ‘’hafif nitelikteki suçlara ilişkin mahkûmiyetlerin kesin olması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantılı bir sınırlandırma olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez... Bölge Adliye........
