menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yargıtay Kararları Işığında Fiil Tekliği Fiil Çokluğu ve Fikri İçtima Uygulaması

13 47
27.12.2025

1. Giriş

Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen aynı nev’iden fikri içtima, yine aynı Kanunun 44. maddesinde yer alan fikri içtima ve Kanunda özel olarak düzenlenmeyen hedefte sapma kurumları Yargıtay kararları ışığında incelenecek olup, yazı sonunda yer verdiğimiz kararlarla ilgili ve bu tür durumlarda nasıl uygulamada yapılması gerektiği yönünde görüşlerimize yer verilecektir.

2. Fikri İçtima (TCK m.44)

Farklı nev’iden fikri içtima veya görünürde içtima olarak da adlandırılan suçun özel görünüş şekillerinden birisi olan fikri içtima kurumu “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44’de, “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Kanun metninden anlaşıldığı üzere; fikri içtima kurumunun uygulanabilmesi için, failin yalnızca tek bir eylemde bulunması, fakat bu bir eylemin kanunun birbirinden farklı olan iki ayrı hükmünü ihlal etmesi gerekecektir. TCK m.44’ün gerekçesinde yer alan; “Bir suçun temel ve nitelikli şekillerinin dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir.” açıklaması uyarınca, farklı iki hükmün ihlal edilmesinden mutlaka farklı tipteki suçların oluşması aranacak, aynı suçun temel ve nitelikli şeklinin birlikte oluşması gibi bir durumda fikri içtima dikkate zaten alınamayacaktır.

Yine hükmün gerekçesinden anlaşılacağı üzere; kanun koyucunun fikri içtima kurumunu düzenlemesinin, yani tek bir eylemiyle kanunun birden fazla hükmünü ihlal eden faile tek bir ceza verilmesini sağlamasının nedeni, non bis idem denilen bir fiilden birden fazla ceza verilemeyeceği kurumunun gereği olup, böylelikle bu kurumla failin yalnızca bir fiilinden dolayı birden fazla ceza ile cezalandırılmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır[1].

Özetle fikri içtima; failin işlediği bir fiil olmasına rağmen, bu fiille birden fazla, fakat birbirinden farklı suçların işlenmesi ve fail hakkında bu suçlardan yalnızca en ağır cezayı gerektiren suçtan ceza verilmesi olup, bu hükümle kanun koyucu, konusu birden fazla suç teşkil eden, ancak tek fiil işleyen failin en ağır yaptırımı gösteren ceza dışında diğer suçları için öngörülen cezalarla cezalandırılmasının önlenmesini sağlamaktadır[2]. Bir başka ifadeyle; fikri içtimada ortada yalnızca bir fiil vardır, ancak bu fiil nedeniyle iki ayrı ve birbirinden farklı suçları ihtiva eden ceza normları ihlal edilmiştir.

Fikri içtimada; iki kümülatif, yani birlikte bulunması gereken şart mevcut olup, bunlardan birisi fiilin tek bir olmasıdır. Bu şart; fikri içtima kurumunun uygulanması için gerekli olan ilk şart olup, fikri içtima kurumunun pratikte uygulanması açısından da bütün mesele, fiilin hangi halde bir sayılacağını, diğer bir ifadeyle 765 sayılı eski TCK m.79’da ve yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK m.44’de kullanılan bir fiil deyiminden neyin anlaşılacağını tespit etmektir[3]. Hukukumuzda; gerek doktrin ve gerekse uygulamanın da fikri içtima kurumunu farklı hallerde çelişkili olarak kabul etmesinin sebebi, hem eski Kanunda ve hem de 5237 sayılı TCK’da yer verilen fiil kelimesine verilen anlamdan kaynaklanmaktadır[4]. Buradaki sorunu çözecek husus; fiil bakımından failin yaptığı hareketin mi, yoksa hareket sonucunda ortaya çıkan neticenin mi fiil kavramı bakımından esas alınacağını belirlemektir. Bir görüşe göre; Kanun metninin ilgili maddesinde fiille kastedilen tamamen yalnızca failin hareketi olup, fikri içtimada belirtilen tek bir fiilin belirlenmesi bakımında sadece hareket esas alınacaktır[5]. Diğer bir görüş ise; fiilin tek olması deyiminin gerçekleşmesi bakımından neticenin tek bir olmasını aramakta, fiilin esasının belirlenmesi bakımından neticeye önem vermektedir[6]. Bir kısım müellif de esasında; fiil bakımından neticenin dikkate alınması gerektiğini, fiilin hareketten başka neticeyi de kapsadığını, ancak TCK m.44’ün gerekçesinde yapılan açıklama ve verilen örnekler ile fiil bakımından hareket kavramının esas alındığını ve bu nedenle de uygulamada da hareketin esas alındığını belirtmektedir[7].

TCK m.44’ün gerekçesinde, “Gerek doktrinde gerek uygulamamızda, hedefte sapma durumunda da fikri içtima hükmünün uygulanması gerektiği konusundaki görüş hâkimdir. Bu nedenle, kanuni düzenlemede hedefte sapmanın şahısta yanılma ile birlikte değerlendirilmesinden vazgeçilmiştir. Örneğin bir kişiyi yaralamak için fırlatılan sopa, mağduru yaraladıktan sonra veya mağdura isabet etmeden vitrin camına çarparak kırılmasına neden olabilir. Bu durumda, sopa fırlatma fiiliyle hem tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış kasten yaralama suçu hem de başkasının malına zarar verme suçu işlenmiş olmaktadır. Aynı şekilde, bir kişiyi öldürmek için ateşlenen silâhtan çıkan kurşun, mağdura isabet etmeden duvara çarpması nedeniyle sekerek bir başkasının ölümüne veya yaralanmasına neden olabilir. Bu durumda, hedeflenen kişi açısından kasten öldürme suçu teşebbüs aşamasında kalmıştır; ancak, sekme sonucunda ölümüne veya yaralanmasına neden olunan kişi açısından ise, taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçu işlenmiş olmaktadır. Bu gibi durumlarda kişi işlediği bir fiille birden fazla farklı suçun oluşumuna neden olmaktadır ve bu suçlardan en ağır cezayı gerektireni ile cezalandırılmasıyla yetinilmelidir.” şeklinde konu değerlendirilmiştir.

Kanaatimizce; gerek doktrinde fiilin esasını hareket olarak gören görüş ve gerekse aynı fikirde olan TCK m.44 gerekçesi ile aşağıda yer vereceğimiz konu ile ilgili Yargıtay kararları hukuken isabetli değildir. Bizce; maddede yer alan fiilin tekliğinden yalnızca hareketi değil, hareketle birlikte ondan doğan netice ve yine hareket ile netice arasındaki nedensellik (illiyet) bağını birlikte anlamak hukuken doğru olacaktır. Çünkü suçun maddi unsuru olarak gördüğümüz; failin işlediği veya işlemek istediği dış dünyada sonuç doğurabilen fiil, hareket, netice ve bunları birbirine bağlayan nedensellik bağından oluşan bir bütündür[8]. Fiil denildiğinde; bundan sadece hareket anlaşılmaz, bu icra hareketinden doğan bir netice vardır ve fiil oluşturan hareket ile netice arasında illiyet, yani sebep sonuç ilişkisinin de kurulması gerekir.

3. Aynı Nev’iden Fikri İçtima

Aynı nev’iden fikri içtima; fikri içtima kurumunun düzenlendiği TCK m.44’de değil, zincirleme suçun düzenlediği TCK m.43’ün 2. fıkrasında, “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Hükümden de anlaşıldığı üzere; aynı nev’iden fikri içtima düzenlemesinin uygulanabilmesi için, failin tek bir fiili bulunmalı, bu fiile aynı suç gerçekleştirilmeli, fakat bu aynı suç birden fazla kişiye aynı anda işlenmelidir. Örneğin; failin, tek bir sözle veya yazıyla birden fazla kişiye yönelerek hakaret etmesi, yine failin tek bir cümle sarf ederek birden fazla mağduru tehdit etmesi durumunda, TCK m.43/2 uyarınca aynı nev’iden fikri içtima hükümleri uygulanacaktır.

Ancak dikkat etmek gerekir ki; aynı maddenin, yani 43. maddenin 3. fıkrasında kanun koyucu, “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.” hükmünü düzenleyerek, aynı nev’iden fikri içtima kurumunun uygulanması........

© Hukuki Haber