Bu Kez Olur Sanmıştım: Kavala Kararı ve Mahkemenin Mesajı
Bir mahkeme kararının ardından “Nasıl uygulanacak?” yerine “Acaba uygulanacak mı?” diye soruyorsak, hukuk adına başlı başına bir sorunla karşı karşıyayız demektir. Osman Kavala hakkında verilen son AİHM kararından sonra da aynı soruyu sorduk. Önceki kararlar uygulanmamıştı. Ancak bu kez farklı olabileceğini düşündük.
En azından ben öyle düşünmüştüm. AİHM Büyük Dairesi, Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını ve mahkumiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar vermişti. Bu kararın ardından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin infazı durduracağını ve tahliyeye hükmedeceğini doğal olarak bekledik.
Mahkemenin 13 Ekim’de verdiği ret kararı, bu beklentiyi boşa çıkardı. Fakat üzerinde durulması gereken yalnızca mahkemenin hukuken yanlış bir karar vermesi değil. Her yeni ret kararının, kararlara uyulmayacağı düşüncesini biraz daha yerleştirmesi. Sonunda da kararın uygulanmamasının olağan; uygulanmasını beklemenin ise iyimserlik sayılacağı tehlikesini konuşmalıyız.
Açık bir karar, bildik bir cevap
AİHM’nin 25 Ağustos 2026 tarihli kararı, Kavala’nın geçmişteki tutukluluğuna ilişkin değerlendirmeyle sınırlı değildi. Büyük Daire, mahkumiyetle sonuçlanan yargılama sürecini de inceledi ve mahkumiyetin yok hükmünde sayılması gerektiğine karar verdi. Dolayısıyla beklenen, yeni bir hukuki tartışmanın başlaması değil, tespit edilen ihlallerin sonuçlarının giderilmesiydi.
Ancak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi infazın durdurulması, tahliye ve yargılamanın yenilenmesi taleplerini reddetti. Karara ilişkin haberlerde aktarılan gerekçeler ise sadece hukukçular için değil neredeyse herkes için tanıdık: Anayasa Mahkemesi henüz karar vermemişti, iç hukuk yolları tüketilmemişti, AİHM bir temyiz mahkemesi değildi ve ulusal mahkemelerin yerine geçerek delilleri değerlendiremezdi.
Bu gerekçeler genel bir hukuk tartışmasında anlam taşıyabilir. Fakat bu dosyada, kesinleşmiş bir kararın uygulanmamasını açıklamaya yetmiyor.
Gerekçenin örttüğü sorun
İç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğini değerlendirecek merci AİHM’nin kendisidir. Büyük Daire bu itirazı mevcut dosyada inceledi ve reddetti. Anayasa Mahkemesindeki başvuruların yıllardır sonuçlanmamasını dikkate alarak, Kavala’dan beklemeye devam etmesinin istenemeyeceğini belirterek iç hukukun etkisiz olduğunu da belirtti. İstanbul 13. ACM’nin AYM kararının beklenmesini kararın uygulanmasına engel olarak göstermesini hukukla izah etmek mümkün değil. AYM kararına bile uymayan mahkemenin AYM’nin sonucunun beklenmesi gerekir demesindeki çarpıklığa değinmiyorum bile.
“AİHM temyiz mahkemesi değildir” gerekçesi de yükümlülüğü ortadan kaldırmıyor. AİHM’nin görevi, Türkiye’nin........
