menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kentleşme sürecinde Anadolu Aleviliği’ne analitik bakış!

15 1
04.01.2026

Anadolu Aleviliği, yüzyıllar boyunca en ağır baskı ve asimilasyon politikaları karşısında bile inanç değerlerinin özünü, sosyal dokusunu ve toplumsal birliğini korumayı başarmıştır. Bu kadim mirası bugüne taşıyan üç temel sütun; keramet sahibi erenler, Yol’un manevi otoritesi Dedeler ve nefesini diyar diyar dolaştıran Halkı Hakk bilen Halk Ozanları olmuştur. Ancak 1960’lı yıllarda başlayan yoğun kentleşme ve küreselleşme dalgası, Aleviliği tarihindeki en büyük dönüşümün eşiğine getirmiştir.

Sultan Sinemilli Ocağı Dedeleri’nden Hüseyin Aldoğan, kaleme aldığı ufuk açıcı makalesinde, Aleviliğin güncel sorunlarını cesaretle masaya yatırıyor. Aldoğan kırsalın sessizliğinden kentin gürültüsüne savrulan Alevi inancının, altyapı eksiklikleri ve siyasi müdahalelerle nasıl bir kimlik krizine sürüklendiğini analiz ediyor. Ocak Sistemi’nin manevi derinliğinin yerini, zaman zaman diyalektik ve rasyonel bakıştan uzak, politize olmuş sivil toplum kuruluşlarının aldığına dikkat çekiyor.

Makalede öne çıkan temel sorular şunlardır:

Anadolu Aleviliği nereye gidiyor?

Kadim "Ocak Sistemi" neden işlevsizleştirildi?

Kentleşme ve modernleşme Anadolu Aleviliği’ni tahrip etti mi?

Reforma neden ihtiyaç var?

Kentleşme Aleviler’in inanç felsefesinden ve sosyal yaşamından neleri aldı?

Aldoğan Dede’ye göre çözüm; modernitenin olanaklarını reddetmeden, kentleşmenin dayattığı yeni yapılanmalarda Anadolu Aleviliği’nin batıni felsefesini ve Ocak Sistemi’nin manevi ağırlığını yeniden yaşatmaktır. Kurtuluşun ancak gençliğin dinamizmi ile kadim felsefenin harmanlanmasıyla yeniden dirileceğini vurgulayan Aldoğan, asimilasyona karşı inanç değerlerinin özünü koruyarak çağdaşlaşma yolunda daha emin adımlarla ilerleneceğine dikkat çekiyor.

Anadolu Aleviliği’nin batıni özüne sadık kalarak geleceği inşa etme çabasıyla bilinen Sultan Sinemilli Ocağı Dedesi Hüseyin Aldoğan’ın bu önemli analitik çalışmasını ilginize sunuyorum:

"TARİHİ ANADOLU ALEVİLİĞİ’NDE REFORM ZAMANI:

İNANCIN BATINİ ÖZÜNÜ KORUYARAK YENİLENMEK!

Tarihi akışı gözden geçirdiğimiz zaman, Aleviliğin bugün yaşamakta olduğu sorunlar dönemini tarihte bu denli büyük değişim kaybıyla yaşadığını göremiyoruz. Alevilik tarih boyunca çeşitli katliamlara, yok edilmelere, kıtalardan kıtalara göçle sürgün edilmeye ve hatta asimilasyon politikalarına dahil bir tarihsel dönem yaşamıştır. Buna şunu ekleyebiliriz:

Siyasi iktidarların ve imparatorlukların asimilasyon politikaları, o dönemin koşulları içinde baskıları doğrudan oluşturmak suretiyle çeşitli yöntemler deneyerek Alevileri asimile etmeye çalıştılarsa da başarılı olduklarını söylemek doğru olmayacaktır. Niçin başarılı olamadıklarına baktığımız zaman; Alevilik bu tarihi süreçte yapılanların veya kendilerine uygulananların karşısında öz inanç ve kültür değerlerini, sosyal yaşam akışını ve toplumsal bütünlük dayanışmasını kaybetmedi. Yani kendi özünden uzaklaşmadı.

İnancının öz değerlerini korudu. İçe dönük kapalı bir toplum halinde yaşadıysa da öz değerlerini kendi içinde, kendi inisiyatifiyle hayatta kalmasını sağladı. Tabii burada bu değerlerin kalması için öncülük yapan değerleri de göz önünde bulundurmak, onları göz ardı etmemek gerekir.

Bunlar üç unsurdu: Kerameti Erenler, Dedeler ve nefesini tüketircesine diyar diyar dolaşan Halk Ozanları… Şimdi bu açıdan baktığımız zaman şu soru akla gelebiliyor:

Acaba o dönemin sosyal, toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişmelerine bağlı olarak mevcut sorun olan kıtalararası iletişimin çok ilkel boyutlarda devam etmesi, bu kayıpların da gerçekten olup olmadığını, bunların ne kadar doğru olduğunu düşündürmüyor değil. Fakat sonuca bakarsanız; bugünkü (1960’lara kadar gelen) Aleviliğe baktığınızda, bu faktörlerin tümüne rağmen Alevilik kendi değerlerini taşıyarak 1960’lı yıllara kadar gelmiştir. 1960’lı yıllardan sonrasına baktığımız da ise dünyanın kentleşmesiyle birlikte, ekonomik ve siyasal akışın boyutlarının değişmesi dünyada yeniden bir yapılanmayı zorunlu hale getirdi.

Örneğin ulus-devlet kavramı geliştiğinde, kapitalizm ulus-devlet kavramından en çok yararlanan, en çok büyüyebilen ve en çok egemenliğini ekonomik ve siyasal olarak oluşturan bir sınıf olmaya başladı. Bunun yeni oluşumdan emek ve özellikle kırsal kesimde yaşayan toplulukların tümü etkilendi. Bu etkinin içinde Alevilerin bir ayrıcalığının olduğunu düşünmek doğru olmayacaktır. Çünkü kapitalizm acımasızca egemenliğini ve çıkarlarını koruyabilmenin tüm yöntemlerini, kurallarını ve hatta kendisine bağlı askeri ve siyasi kadroları da kullanarak evrensel bir egemenlik sağlayıp yeni 20. ve 21. Yüzyılın vahşi, emperyalist imparatorluklarını yarattı.

Bu gelişmeler günümüzde Aleviliğe neler kaybettirdi, neler kazandırdı konusuna gelince; bu dönemde bu değişimler karşısında kırsal kesimde inanç örgütlenmesiyle tarihi bütünlüğünü koruyan Alevilik, kentleşme ile uluslararası ve yurt içi güç olayıyla karşı karşıya kaldı. Alevilerin kentleşmeye başlaması, kentlere gelmesiyle beraber; bir kentsel altyapı, sosyal, siyasal, ekonomik ve toplumsal altyapı mevcut değildi. Yeni eğitim alanında kendi gençliğini yürütmeye veya eğitmeye başlayan Alevilik, bu altyapı eksikliklerinden dolayı bir değişim sürecine girdi.

İşte bu süreçte değişimi şekillendirecek olan kendisine ait bir öncü yapı yoktu. Dahil olduğu gerek yurt içinde gerekse yurt dışındaki yönetim anlayışlarının, siyasi iktidarların siyasi hedefleri doğrultusunda şekillendirilmeye özellikle sürüklendi. Bugün bir kentin bir mahallesinde Anadolu’dan gelmiş 15–20 şehirin Alevileri vardır. Bu Aleviler geldikleri coğrafyalarda, tarihi yapıdan kaynaklanan farklı şekilde Alevi kültür değerlerini uyguluyordu. Örneğin Anadolu’da farklı farklı semahların uygulanması, farklı Dedeler’in Ocak anlayışlarına göre Aleviliği ‘Pençe-i Ali Aba’ veya ‘Tarik’ gibi diğer biçimleriyle şekillendirmesi gibi örnekler verecek olursak; bunlar bir merkezde buluşamadı. Çünkü modern hayatın getirmiş olduğu sorunlar, kente göç etmiş olan bu toplulukların özellikle ekonomik yaşantıları, sosyal hayatlarını sürdürmeleri, barınmak için varoş alanlara yerleşmeleri nedeniyle bir dayanışma oluşturmaları engellendi.

Tabii siyasi iktidarların gerek dinsel politikaları gerek eğitim politikaları gerekse egemenlik anlayışları içinde olaylara tek taraflı bir şemsiye ile bakması Alevilerin de büyük kayıplarına neden oldu. Bir başka pencereden bakacak........

© HalkTV