-Dün, bugün ve yarınıyla- İran'da neler oldu, oluyor ve olabilir?
Yerküre üzerindeki hemen her kara parçasının geçmişine dar yığınla efsaneler ve gerçek hayat sahneleri anlatılmıştır; ve yarınlara aid tahayyüller de olduğu gibi.. Ve tabiatiyle, tarih'in iki yüzü vardır: Galiplerin tarihi ve mağlubların tarihi..
Galiplerin yazdırdığı tarih ile mağlubların tarihi birbirinin neredeyse tam tersidir, tabiatiyle.. Hattâ mağlubların kendi yazdırdıkları tarihleri, genelde gizlidir ve üzerine yığınla sis bulutlarının çöktüğü uzun asırlardan sonra ve sonra kaleme alındığı uzun süre gizli kalmış ve o yenilmişlik hali bertaraf edildikten sonra -o da, belki- gün ışığına çıkabilmiştir. (Bizde de öyle olmadı mı? Son asırlarımızın ve hele de son 100 yılımızın tarihini yazmak, okumak ve değerlendirmek nasibinden hâlâ da mahrum oluşumuz devam etmiyor mu?)
*
İki haftaya yakın zamandır, dünya efkâr-ı umûmiyesinde, -ve tabiatiyle Türkiye'de de-en çok konuşulan konulardan birisi, İran oldu..
Şimdi hayatta olmayan bazılarının, üstelik de tarihçilik adına yaptıkları ve 'İran, İslam tarihi boyunca hiçbir zaman İslam'a aid olmadı ve hep engel oldu..' gibi konuşmalarına rağmen, bir 'Ehl-i Sünnet âlimi ve hattâ Kafkaslar ve Azerbaycan'da etkili bir Naqşibendi Şeyhi olup, 'Safeviyye Hükümeti'ni teşkil eden Şeyh Safiyüddin-i Erdebilî'nin 4. göbekten torunu, -hakezâ, Suriye-Irak ve Doğu Anadolu Kafkaslar'da hükümferma olan Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ın da kızının oğlu - olan Şah İsmail'in, Milâdî -1500'lerin ilk çeyreğinden itibaren, -o zamana kadar pek çok büyük Ehl-i Sünnet âlimlerini yetiştirmiş olan İran kültür havzasındaki halk kitlelerini ağır baskılarla, Hz. Peygamber (S)'den sonraki İslam tarihini, sadece, 'Hz. Ali ve Fatime Evlâdı' tarafından devam ettirmeyi esas alan bir itiqadî anlayışa bağlaması'ndan önceki ilk 900 yıl, İran, İslam kültür ve medeniyetinin en verimli havzalarından birisi durumundaydı. Dahası, Sultan Alparslan'ın Büyük Selçuklu Devleti'ni kurduğu coğrafya da İran idi ve bugün, Tahran'ın güney mahalleleri arasında kalan 'Şehr-i Rey' (Rey Şehri) de Alparslan'ın başkenti idi.
Ama, 1070'lerdeki Selçuklu Sultanı Alparslan'dan 500 yıl sonralarda İran halkının büyük bir kısmının, Şah İsmail tarafından hem de en ağır baskılarla mezhebî bir ayrılığa yönlendirilmesi ve ana gövdeden uzaklaştırılmasının tarihi, sadece son 500 yıllık bir dönemi içine alırken, İran'ı, taa baştan beri dışlamaya, dışarıda tutmaya heves edenlerin gerçekte Müslüman dünyasının birbirleriyle uğraştırmak isteyen emperial güç odaklarının oyunlarına gelebileceklerini olsun, düşünmeleri gerekmez mi?
İran'da da, elbette birileri, İran'ı 'Kadisiye (Qadisiye) Savaşı'yla Müslüman dünyasına katan Hz. Ömer'e ve emrindeki İslam ordusuna, İran'ın binlerce yıllık muhteşem medeniyetini yıkan 'Çöl insanları, bedevîler..' diye aşağılayan emperializm uşaklarından oluşan güç odaklarının da bulunduğu ve o gibilerin bununla neyi hedefledikleri, bir daha düşünülmeli değil mi?
Şunu da ekleyeyim ki, 1980-88 arasında ve Irak'ın İran'a saldırmasıyla başlayan ve iki taraftan 1 milyona yakın insanı yutan 8 yıllık korkunç tahrib edici ve kanlı geçen 'İran-Irak Savaşı' sırasında Irak'ın lideri olan........
