menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adayışın diğer adı: Kurban

7 0
02.06.2025

‘Kurb’ kelimesi sözlükte “yakın” anlamına gelir. Bu kelime genellikle karşıtı olan ‘bu’d’ (uzak) ile birlikte kullanılır. Burada, “yakınlık ve uzaklık, zaman, mekân, mesafe, makam ve mensubiyet açısından düşünülebilir. Kur’ân’da müşriklerin Mescid-i Harâm’a yaklaştırılmaması anlatılırken mekân (Tevbe, 9/28), insanların hesap verecekleri günün yaklaşmakta olduğundan bahsedilirken zaman (Enbiya, 21/1) itibariyle yakınlık kastedilmiş, miras hukukundan söz eden âyetlerde geçen “yakınlar” ifadesiyle (Nisâ, 4/7) de nesep yakınlığı anlatılmıştır. Ancak gerek Kur’ân’da gerekse hadislerde ‘kurb’ ve ‘bu’d’ kelimeleri daha ziyade manevî yakınlığı ve uzaklığı ifade etmektedir.1

“Kurban” sözlükte mastar olarak “yaklaşmak”, isim olarak da “Allah'a yakınlık sağlamaya vesile kılınan şey” anlamına gelir. Kurban, maddî ve manevî her türlü yakın olma, yaklaşma anlam yelpazesine sahip bir kelimedir. Bu, tâatler ile kâim olmaktır; yani kulun her şeyle Allah’a yaklaşmasıdır.

Dinî terminolojide kurban, kendisiyle Allah’a yakınlık sağlamak; yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usûlünce kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.2 İslâmî literatürde ibadet amacıyla kesilen hayvana “udhiyye” (dahıyye) denir. Aynı kökten olmak üzere kurban kes­me işine “tadhıye”, kurban kesilen güne “yevmü'ladhâ” ve Kurban bayramına da “îdu'ladhâ” denir. Udhiyye diye adlandırması, hayvanın kurban bayramında kuşluk vaktinde (duhâ) kesilmekte oluşuyla açıklanır.3

Kur'ân-ı Kerîm'in iki âyetinde “kurban” kelimesi geçer. Bunlardan birinde Hz. Âdem’in iki oğlunun (Allah'a) kurban takdim ettiklerinden söz edilir. “Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi.” Diğeri de, "Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder" dedi.”4 Diğer bir âyette ise kelime, müşriklerin, Allah’tan başka edindikleri tanrıları “yakınlık vasıtası” kılmaları anlamında kullanılır. Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.”5

İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulamalarının bulunduğu tespit edilebilmekte; fakat gerek kurbanlıklar ve kurban etme/kesim şekilleri gerekse kurbanın amaçları bakımından farklılıkların bulunduğu gözlenmektedir. Mesela bazı dinlerde başta tahıl olmak üzere bir kısım bitkilerin veya paranın (kansız cisimlerin) kurban edildiği bazılarında ise kanlı kurbanlıklar arasında insanın da yer aldığı görülmektedir.

Kur'ân-ı Kerim’deki bir âyetten ilâhî dinlerin hepsinde ibadet amacı ile hayvan kesme anlamında kurban hükmünün teşrî kılındığı anlaşılmaktadır:

Biz, her ümmete (Kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah'ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlah'tır. Öyle ise, O'na teslim olun. (Ey Muhammed!) O ihlâslı ve mütevazı insanları müjdele!”6

İslâmiyet’in dışındaki aslı ilâhî olan ve fakat tahrif edilen Yahudilik ve Hristiyanlıkta kurbanla ilgili değişik anlayış ve uygulamalar bulunmak­tadır. Bu arada Hıristiyanlıkta Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesi, kurban kavramına özel bir anlam katmakta, insanoğlunun günahına karşılık Baba'sının Hz. İsa'yı fedâ ettiğine inanılmaktadır. Bu inancın, insan için insanın kurban edilmesi anlamını içeren bir motif oluşturmasına karşın; Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail'in Allah'ın buyruğuna canı gönülden teslim olma konusunda verdikleri başarılı sınava değinildikten sonra, ilâhî bir armağan olarak gönderilen hayvanın boğazlanması istenmiştir. Böylece insanın kurban edilmesi anlayışı kabul edilmemiştir (Sâffât, 37/102-107). Bir başka âyette de kurbanın ancak Allah'ın hoşnutluğunu kazanma iradesi ile değer kazanacağına işaret edilmiştir (Hacc, 22/37).

İslâm'da kurbanın dinî bir hüküm oluşu Kitab ve Sünnet ile sabit olup teşrî kılınmıştır. Resûl-i Ekrem’in hicretin ikinci yılından itibaren kurban kesmeye başladığını, hac ve umre esnasındaki uygulamalarını ve kurbanla ilgili çeşitli açıklamalarını hadislerden öğrenmekteyiz.7

Şimdi sen Rabbin için namaz kıl / kulluk et, kurban kes.”8

El-Berâ ibn Âzib (ra) şöyle demiştir: Peygamberimiz (sav) kurban bayramı hutbesinde: “Bu günümüzde ilk yapmaya başlayacağımız iş, namaz kılarız, sonra (evlerimize) döner ve kurbanlarımızı keseriz. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur.” Hadisin Enes ibn Malik (ra) rivayetinde, “Her kim namazdan evvel kurbanı keserse, o ancak kendi nefsi için kesmiş olur. Her kim namazdan sonra keserse nüsükü yani kurban kesme ibadeti tamam olmuş ve Müslümanların sünnetine isabet etmiş olur.”9 Görüldüğü gibi hem kurban kesmenin ehemmiyeti hem de bu kurban kesmenin zamanında yapılmasının Müslümanların üzerinde bulunduğu yola uygun olduğu bildirilmektedir.

Kurban ibadetinin fıkhî açıdan değerlendirilmesinde görüş farklılıkları vardır: Dinen aranan şartları taşıyan kimselerin -Müslüman olmak, akıllı ve bulûğa ermiş olmak, yolcu olmamak yani mukim olmak ve belirli bir mali güce sahip olmak- Kurban Bayramı’nda kurban kesmeleri imâm Ebû Hanîfe'ye göre vacip diğer çoğunluğa göre ise vacip değil müekked sünnettir. Kesilecek hayvan, koyun, keçi, sığır, manda, deve veya türdeşleri olabilir. Koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını doldurmuş -koyunun semizlik ve gösteriş olarak bir yaşındakilerle aynı olması halinde altı aylık da olabilir-, sığır ve manda cinsinden olanlar iki yaşını ve deve ise beş yaşını tamamlamış olanlardan kesilebilir. Genel olarak kesilecek hayvanın sağlık ve organ kusurunun olmaması; azaları tamam olması gerekir. Koyun, keçi türü hayvanları bir kişi sığır, deve türlerini ise yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kesebilir. Ortakların tümünün Müslüman olması ve kurban için aynı niyette olması gerekir. Kurbanın derisi, yünü vs. eti dışında kalan parçaları satılırsa tasadduk edilir veya kurban sahibi tarafından tüketilip kullanılabilir. Ancak satılıp gelir temini amacıyla alıkonulamaz. Kasaba kestirilmişse kesim ücreti kurbanın eti veya derisiyle veya bunların parasıyla ödenemez. Kurbanı kesen kimse “Bismillâhi Allahü ekber” der. Kurban sahibi kurbanın etinden yiyebilir, bakmakla yükümlü olduğu kimselere yedirebilir, zengin bile olsalar eş, dost ve akrabaya hediye edebilir ve ayrıca ihtiyaç sahiplerine de verilebilir. Bu hayvanların erkek veya dişi olması arasında fark yoktur. Kurban belirlenmiş vakit içinde; kurban bayramının ilk üç günü bayram namazı kılınma vaktinden sonra 3. günün akşamına kadar kesilmelidir. Bir ev halkı için tek bir kurban yeterlidir. Ve bütün bu şartları ancak anlamlı kılan, kurbanın ibadet kastıyla Allah için kesilmiş olmasıdır.10

Kurbanı, eti ve derisi için kesimden (zebîha) ayıran temel fark, onun Allah’ın rızâsını kazanma ve emrine boyun eğme amacı/niyetiyle kurbanlık olarak kesilmiş olmasıdır. İbadetin özünü teşkil eden bu gaye ancak şâriîn bildirdiği amaç ile ve bildirdiği şartlara uyulması halinde gerçekleşmiş olur.11

Kurban kesiminde Allah’a ulaşacak olanın kan ve etin değil, ancak samimiyet ile Allah’a yöneliş olan takvanın belirtilmiş olması, kastı izah açısından belirleyicidir. Nitekim bütün ibadetlerde de aslolan samimiyetin gerekliliğidir. İbadetlerimizde bizi Allah rızasına ulaştıracak olan temel unsur, kalplerimizin takvası, yani bütün ibadetleri gösterişten uzak olarak sadece Allah rızası için ve O’nun emrettiği şekilde yapma çabasıdır. Bu da doğal olarak Kur’ân ve Sünnet’te karşılığı olmayan bid’at ve hurafelerden uzak bir îman ve amel demektir. Nitekim Rabbimiz, “Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi. (Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!”12 buyurmaktadır.

Müşriklerde Kurban İnancı

Kur’ân öncesi dönemde müşrikler Tanrı’nın varlığına inandıkları gibi Tanrı’yı birçok noktada da tevhid ediyorlardı. Meleklere, cinlere, gaybe inandıkları gibi haccediyor, kurban kesiyor, adak adıyorlardı. Bazılarının şirk üzerine oldukları halde, oruç tutup namaz kıldıkları, nikâh kıyıp mehir verdikleri, sünnet olup hatta ahirete inananlarının olduğuna dair Kur’ân’da, hadis kaynaklarında ve siyer kitaplarında geniş bilgiler vardır.

Bütün bunların yanında müşriklerin, putlara yaratıcı mânâsında tapmadıkları halde; Allah (c)’ın sıfatlarından bir veya bir kaçını putlarına vermiş olmaları, onlara kutsiyet atfederek Allah (cc) ile putları arasında özel bir bağ kurarak şefaatçiler kabul etmeleri, esas itibariyle onların şirkinin özüydü. Allah (cc)’ın hükümranlığını bölüştürerek kendilerine ve/veya putlarına izafe etmeleri, şirklerinin pratikteki yansımasıydı. Zaten onların ‘ortak koşan’ diye adlandırılmaları, Allah’ın varlığına inandıkları halde, zatında ve sıfatlarında ona ortaklar tanımış olmalarındandı. Onları müşrik kılan sebep, Allah’a ait yetki ve hükümranlığı kendilerine ve/veya yaratılmışlardan ölü veya diri, canlı veya cansız, somut veya hayalî bir şeylere vermiş olmalarıydı.

Araplar putlara tapmayı yaygınlaştırarak basitleştirmişlerdi. Bazıları bir tapınak, bazıları da bir put edinmişlerdi. Bir puta veya bir tapınağa gücü yetmeyen, Kâbe’nin veya diğer tapınaklardan birinin önüne hoşuna giden bir taşı diker, sonra tapınağı tavaf eder gibi onu tavaf ederdi. Birisi bir yolculuk sırasında konakladığında, dört tane taş alır, içlerinden en güzelini seçerek onu İlâh edinir, diğer üçünü de tenceresine pişirme taşı yapardı. Ayrılırken onu orada bırakırdı. Başka konaklayışlarında da aynı şeyi yapardı. Araplar bütün bu taşlara kurban keserler, hayvan boğazlarlardı. Böylece onlara yaklaştıklarına inanırlardı. Bununla birlikte Kâbe’nin hepsine üstünlüğünü tanırlardı; Hac ve Umre için ona giderlerdi.13

Arapların hepsi Menât putunu sayarlardı (çevresinde kurbanlar keserlerdi). Evs Kabilesi, Hazrec Kabilesi, Mekke’de, Medine’de ve komşu bölgelerde oturan herkes ona (Menât putu) saygı gösterir, kurbanlar ve hediyeler sunardı.14 Bütün bunları dindarlık hamasetiyle yaparken, Kur’ân’ın bildirimiyle Allah’a ortaklar isnat etmiş oluyorlardı!

“Câhiliyye Araplarının inanç sisteminde ruh ve görünmeyen varlıklara inanmanın önemli bir yeri vardır. Yapılan araştırmalar câhiliyye dönemi inanç sisteminin kurban (zebâih) ve ruhlar âlemini emir altına alma (teshîru âlem-i ervâh) esaslarına dayandığını ortaya koymuştur. Onlara göre ruhlar, ferdin hayatında ilâhlardan daha tesirlidir. Bu sebeple saadet ve mutsuzluğun........

© Haksöz